(556 S. KHK. m. 6, 9, 35, 36, 47, 53)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen 25.05.2004 tarih ve 2002/270 - 2004/293 sayılı kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 13.12.2005 gününde davacı avukatı Z. Filiz Cankut ile davalı avukatı Faruk Yetişkin gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ahmet Susoy tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin gıda sektöründe faaliyette bulunup tescilli Namlı markalarının sahibi olduğunu, markanın kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazandığını, davalının da gıda alanında faaliyet gösterip, Namlı markasını tanıtım araçlarında kullandığını, davalıya gönderilen ihtarnameye verilen cevapla davalının 35 nci sınıfa ilişkin hizmet markası olarak Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı'na başvurduğunu da öğrendiklerini, davalının eylemlerinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini belirterek, davalının müvekkilinin marka hakkına tecavüzünün ve haksız rekabetinin tespiti ile önlenmesine, maddi durumun ortadan kaldırılmasına, davalının vaki tescil başvurusunun iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketin bir üretimi olmayıp, market olarak faaliyet gösterdiğini, davacının tescilli markalarının 35 nci sınıfı kapsamadığı, davacı markalarının tanınmış marka statüsünde de olmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki kanıtlara dayanarak, alınan bilirkişi raporunda ayrılmak suretiyle davalıya ait tanıtım vasıtalarında Namlı ibaresinin kullanıldığını, davacı adına marka tescilli ürünlerin davalıya ait hipermarkette satıldığı, davacı markasının Türkiye'de gıda sektöründe ve bilhassa İstanbul'da azda olsa tanınan bir marka olduğu, davalının bu isimden yararlanma amacı taşıdığı gerekçeleriyle davanın kabulü ile davalının, davacının marka hakkına vaki tecavüzünün ve haksız rekabetinin tespiti ile önlenmesine, haksız rekabetin sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalı tarafından Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı'na yapılan başvurunun iptaline karar verilmiştir.
Dava, davacının tescilli markalarına vaki tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, sonuçlarının önlenmesi ve davalının 35 nci sınıfa ilişkin hizmet markası tescil başvurusunun iptali istemlerine ilişkindir.
Dava dilekçesindeki talep ve açıklama ile dosyaya sunulan belgeler itibariyle, davalının, işbu davanın açılma tarihinden önceki bir tarih olan 29.11.2001 tarihinde Namlı ibaresinin 35 nci sınıf hizmet markası olarak tescili başvurusunda bulunduğu ve başvurunun, davacı adına tescilli markalar ile iltibas oluşturduğu gerekçesiyle Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı'nca reddedildiği anlaşılmaktadır. Ancak, sözü edilen ret kararından sonra Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı'ndaki başvuru işlemlerinin halen hangi aşamada olduğu, Enstitü'nün ret kararı aleyhine davalı tarafından itiraz edilip edilmediği, bu hususta verilmiş bir Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararı bulunup bulunmadığı ve nihayet Enstitü'nün nihai olarak vereceği kararına karşı yetkili ihtisas mahkemesi nezdinde açılmış bir dava olup olmadığı hususları taraflardan sorulmamış ve gerekli araştırma yapılamıştır.
Davalının marka başvurusu tarihinin dava tarihinden önce olması nedeniyle, bu başvuru işlemlerinin halen devam edip etmediği, başvurunun kabul veya reddedilerek kesinleşip kesinleşmediğinin tespiti; görülmekte olan davadaki taraflar arasında mevcut olan uyuşmazlığın değerlendirilmesi bakımından da zorunludur. Şöyle ki;
556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 6 ncı maddesine göre, bu Kanun Hükmünde Kararname ile sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. Marka tescil başvurusu yapılması halinde aynı Kanun Hükmünde Kararname'nin 9/son fıkrası ile bu başvuruya bir takım hukuki sonuçları izafe edilmiştir. Anılan fıkra hükmüne göre marka başvurusunun yayımı ile doğan haklar, tescilin yayımıyla birlikte tescilli markadan doğan hakların kapsamı içinde değerlendirilir. Mahkemece, öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak tescilin yayımlanmasından önce karar verilemez. Bu durumda söz konusu marka başvurusunun kabulü ve sicile tescili halinde davalının dava tarihini de kapsar bir şekilde tescilli bir marka hakkı doğacağından huzurdaki davanın dinlenilmesi olanağı kalmayacaktır. Davalının marka başvurusunun reddedilmesi ve kesinleşmesi durumunda ise, artık 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine dayalı tescili bir marka hakkının varlığından söz edilemeyeceğinden, tarafların iddia ve savunması çerçevesinde işbu davadaki uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekecektir.
O halde, öncelikle davalının marka başvurusunun kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, bu hususunun bir ön mesele olarak kabulü suretiyle şayet, yetkili ihtisas mahkemesinde Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı hasım gösterilerek açılmış bir iptal davası mevcut ise sonucunun beklenilmesi böylece, davalının tescile bağlanmış ve dava tarihinde de korunan bir marka hakkının doğup doğmadığı belirlenerek hasıl olacak duruma göre bir karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenmesi doğru görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir.
Öte yandan, marka başvurusuna itiraz hakkı ve itirazın Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı'nca incelenmesi usulü 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 35 ve 36 ncı maddelerinde düzenlenmiştir. Yine, aynı Kanun Hükmünde Kararname'nin 47 ila 53 ncü maddelerinde de Enstitü kararına itiraz ve bu kararın incelenmesi usulü ile Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun kararlarına karşı yetkili mahkemede dava açma hakkı hüküm altına alınmıştır. Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere, marka başvurusunun kabulü ve reddine ilişkin inceleme yetkisi Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı'nın yetkili organlarına aittir. 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin yukarıda belirtilen maddelerinde yazılı prosedür dışına çıkılarak ve aynı Kanun Hükmünde Kararname'nin 53 ncü maddesine uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığı göz önüne alınmaksızın davalı marka tescil başvurusunun iptaline karar verilmesi dahi isabetsizdir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklandığı üzere davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir edilen 450.00 YTL duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.12.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy