(6762 S. K. m. 217, 450)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 3. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 26.01.2004 tarih ve 2003/413-2004/20 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Ş. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın hissedarı olduğunu, azınlığın muhalefetine rağmen 09.08.2002 tarihli olağanüstü genel kurulda tasfiyeye karar verilip üç kişilik tasfiye kurulu oluşturulduğunu, tasfiye memurlarından birinin 23.10.2002 tarihinde istifa ettiğini, bu durumun tescil ve ilan edildiğini, genel kurulun iptali için açılan davalarda tasfiyeye yönelik kararın ihtiyati tedbir yoluyla uygulanmasının durdurulmasına karar verildiğini, yapılan yargılamada tedbir kararın kaldırıldığını, bunu fırsat bilen iki tasfiye memurunun 13.03.2003 tarih ve 193 sayılı kararla 202 personelin işten çıkarılmasına karar verdiğini, oysa üç kişi olarak karar vermek zorunda olan tasfiye kurulunun bu kararının yok hükmünde olduğunu, toplu şekilde işten çıkarmanın yasaya aykırı bulunduğunu ileri sürerek, anılan kararın yok hükmünde olduğunun tespiti ve iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığını, tasfiye memurlarının kararlarının iptalinin dava edilemeyeceğini, ortak sıfatıyla İş Mevzuatı çerçevesinde sonuç elde etmeye çalıştığını, müvekkilinin zarar etmesi nedeniyle bankacılık faaliyetine son verildiğini, tasfiye sürecinde personelin iş akitlerine sona erdirilmesinin doğal olduğunu, 03.04.2002 tarihli ve 4441 sayılı yönetim kurulu kararı ile 324 personelin iş akitlerine son verildiğini, uyuşmazlık konusu kararın bu kararın icrasından ibaret bulunduğunu, iki tasfiye memurunun şirketin menfaatinin gerektirdiği hallerde karar almasına engel bir durumun olmayacağını, İş Güvencesi Yasası'nın yürürlülük tarihinin ertelendiğini, somut olaya uygulanmayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, TTK. nun 450 nci maddesi yoluyla aynı Yasanın 217 nci maddesi hükmü uyarınca genel kurulca tek başına hareket etmeye yetkili kılınmadıkça tasfiye memurlarının birlikte hareket edeceği, birlikte hareket etme kuralının yönetim kurulunun birlikte temsil kuralından farklı olduğu, üç tasfiye memurunun bulunması halinde bunlardan ikisinin imzasının yeterli olmayacağı, genel kurulun iradesinin üç kişinin mutlak surette tasfiye memuru olarak çalışması yönünde tezahür ettiği, aksi takdirde iki kişinin yapacağı işlemlerin geçersiz ve şirketi bağlamayacağı, mahkeme tarafından azil halinde ancak mahkemece yeni memur atanabileceği, ayrılan tasfiye memuru yerine genel kurulca yeni tasfiye memuru atanmadan kalan iki memurun şirketi temsil ve ilzama yetkili bulunmadığı, iş akitlerinin feshine yönelik kararın geçersiz olduğu, sonradan yapılan genel kurulca atanan tasfiye kurulunun almış olduğu fesih kararının uyuşmazlık konusu kararı geçerli hale getirmediği, istemin yerinde olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalı bankanın tasfiye kurulunun almış bulunduğu 13.03.2003 tarih ve 193 sayılı kararın iptaline karar verilmiştir.
1- Dava, tasfiye kurulunun işçilerin iş akitlerinin feshi hakkındaki kararının yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Davacı vekili, tasfiye kurulunun 214 personelin iş akitlerinin feshine ilişkin olan 13.03.2003 tarih ve 193 sayılı kararının yeterli çoğunluk bulunmadan alındığını ileri sürerek, anılan kararın yok hükmünde olduğunun tespitini talep etmiştir. Başka bir anlatımla, anılan kararda belirtilen işçilerin iş akitlerinin devam ettiğinin tespitini istemiştir. Davacı sendikanın, davalı bankanın hissedarları arasında yer aldığı, usulsüz olarak iş akitleri feshedildiği iddia edilen işçilerin de bu sendikaya üye oldukları taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Davalı bankanın tasfiyesi sürecine girdiği, bu nedenle iptali istenen karardan önce ve sonra işçilerin iş akitlerinin sona erdirilmesi yönünde kararlar alındığı hususları da sabittir. Ancak, dosya kapsamından davacının iş bu davayı hangi sıfatla açtığı tam olarak anlaşılamamaktadır. O halde, mahkemece davacı vekiline dava dilekçesinin açıklattırılması, davacının davalı bankanın hissedarı olarak iş bu davayı açtığının anlaşılması halinde hukuki yararının bulunmadığı, iş akitleri feshedilen işçilerin temsilcisi sendika sıfatıyla açtığının tespiti halinde de davada görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğu dikkate alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarını incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy