(6762 S. K. m. 1270, 1269) (743 S. K. m. 879) (2004 S. K. m. 67)
Taraflar arasında görülen davada K. Çekmece Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 08.07.2004 tarih ve 2003/1379-2004/506 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 13.12.2005 gününde davacı avukatı ile davalı avukatı gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin kasko sigorta poliçesi ile hırsızlık rizikosuna karşı da sigorta teminatı verdiği müvekkilinin aracının çalınmasına rağmen poliçe ile verilen teminat gereğince zararın, tazmin edilmediğini, poliçe teminatı tutarı için davalı aleyhine girişilen icra takibinin de itirazla durdurulduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ve inkâr tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, zararın poliçe teminatı kapsamında olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne, itirazın iptaline %40 inkar tazminatına karar verilmiştir.
Karan, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Taraflar arasında düzenlenen sigorta poliçesinde davacıya ait araç üzerinde dava dışı Türkiye Ekonomi Bankası Avcılar Şubesi lehine rehin kaydı mevcuttur.
Dava dışı bankanın TTK'nın 1269. maddesi hükmü uyarınca, malı rehin alan kimse sıfatıyla o mal üzerindeki menfaatini kendi adına sigorta ettirebileceği gibi, aynı Yasanın 1270. maddesi hükmü gereğince bir başkasının da rehin konusu malı rehin alan hesabına ve onun lehine sigorta ettirmesi mümkündür. Böyle bir durumda, Medeni Kanun'un 879. maddesine göre sigortadan tazminat talep etme hakkı da öncelikle rehin hakkı sahibine aittir. Sigorta ettiren ancak sigortalı malın dain ve mürtehini olan ve lehine sigorta edilenin açık muvafakatini almak ve o suretle sigortadan, şayet kendi menfaati de zedelendiği takdirde, tazminat istemek hakkına sahip olur. Bu hususlar dikkate alınmadan davanın kabulü doğru görülmemiştir.
Mahkemece böyle bir durumda davacılık sıfatının araştırılması bakımından yapılacak iş; davacıya asıl dava ve talep hakkına sahip dain ve mürtehin bankadan davaya muvafakat veya icazetleri olduğunu belgelendirmesi için süre verilmeli, bu usulü işlem tamamlandıktan sonra işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken, bu husus gözardı edilerek hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
2- Kabul şekline göre de sigorta şirketinin poliçe ile teminat altına aldığı zararın belirlenmesi yargılama sonucunda belirlenebileceğinden likit bir alacak olarak kabul edilemez ve bu nedenle de davalı borçlu aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilemez.
Mahkemece bu husus göz önünde tutulmaksızın icra inkar tazminatına hükmedilmesi de bozmayı gerektirmiştir.
3- Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir edilen 450,00 YTL duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.12.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy