(1086 S. K. m. 437)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İzmir Asliye 3. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 18.11.2003 tarih ve 2000/1452 - 2003/891 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Pınar Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı bankanın çek hesabı müşterisi Hikmet Demirel isimli şahıs tarafından keşide edilen çekin müvekkiline ciro ve tevdi edildiğini, anılan çekin süresi içinde davalı muhatap bankaya ibraz edildiğini ancak karşılığının bulunmadığı anlaşılarak çekin arkasına karşılıksız şerhi vurulduğunu, oysa müvekkili şirketin çeki kabul etmeden önce davalı banka yetkilileri ile görüşerek hesap sahibinin son derece iyi ve güvenilir bir müşteri olduğu ve görüşme tarihine kadar her hangi bir çekinin karşılıksız işlemine tabi tutulmadığının belirtildiğini, ancak davalı bankanın adı geçen şahsa ait çek hesabı açılırken ilgili yasal mevzuatın gereklerini bile yerine getirmediğinin anlaşıldığını, davalının kusurlu davranışları neticesinde söz konusu çek bedeli olan 5.392.000.000. TL'sinin tahsil edilememiş olması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek, anılan bedelin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili bankanın sorumlu tutulabilmesi için öncelikle davacının bir zararının gerçekleşmiş olması gerektiğini, müvekkilinin çek karnesi verilen müşteri ile ilgili araştırma ve kara liste kontrolünü yaptığını ve verilen çek karnesinden keşide edilen çeklerle ilgili olarak da düzenli ödemeler yapıldığını, davacının daha önce ticari ilişkide bulunmadığı bir şahsa çek karşılığı bir mal satarken veya hizmet sunarken araştırma yapmaması nedeniyle kusurlu olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi ve tüm dosya kapsamına göre, davacının bu davada zararı oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, davalı banka tarafından Hikmet Demirel adına açılan çek hesabının açılışı sırasında ilgili yasal mevzuatın gereklerinin yerine getirilmediği iddiasıyla uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Davalı banka tarafından bu olayla ilgili olarak yaptırılan inceleme sonucu düzenlenen teftiş raporunda, banka tarafından Hikmet Demirel adına 10.07.2000 tarihinde çek hesabı açıldığı, bu hesabın açılması sırasında banka iç mevzuatı gereği alınması gereken ikametgah senedi ve noter onaylı imza beyannamesinin alınmadığı, müşteri hakkında yeterli araştırma yapılmadığı, bankayla çalışması incelenmeden geldiği ilk gün çek hesabı açıldığı, alınan nüfus cüzdanı fotokopisinin arka yüzünde mühür bulunmadığı ve sahte olma olasılığı yüksek bu belge üzerinde işlem yapıldığının tespit edildiği, ayrıca bu şahsın hesabın açılması sırasında referans olarak gösterdiği kişinin teyit amacıyla aranmadığı, bankaya ibraz olunan çeklerin karşılıksız kalması üzerine referans olarak gösterilen kişiyle yapılan görüşmede hesap sahibi Hikmet Demirel'i tanımadıklarının ortaya çıktığı, sonuç olarak Hikmet Demirel isimli şahsa çek karnesi verilmesi işlemi sırasında bankanın kendisinden beklenen basiret ve itinayı göstermediği, bu nedenle tazmini istenen 5.392.000.000. TL'sinin bir bölümünden bankanın sorumlu tutulabileceği kanaatine ulaşılmıştır. Dosyaya sunulan deliller incelendiğinde, Hikmet Demirel adına açılan çek hesabından düzenlenen ve karşılıksız kalan çekler için banka tarafından gönderilen ihtar mektuplarının adresin gerçek olmaması ve Hikmet Demirel'in tanınmaması nedenleriyle bila tebliğ iade edilmiş olmasına göre de, davalı bankanın çek hesabı açtığı şahsın gerçek kimliği ve adresinin belli olmadığı anlaşılmıştır. Davacının hukuki ilişkide bulunduğu Hikmet Demirel'den aldığı, karşılığı olmayan çek nedeniyle ilk önce bu şahsa karşı istemde bulunması gerekirse de, hesabı açtıranın gerçek kimliğinin bu olmaması ve şahsın da bulunamaması halinde davacının takip ve dava haklarını kullanması mümkün değildir. Yine, karşılıksız çek keşide eden şahsın isteği üzerine davacının ödediği konaklama bedelinden yararlanan üçüncü şahıslar ile davacı arasında her hangi bir hukuki ilişki bulunmaması nedeniyle ilişkinin tarafı olmayan bu şahıslara karşı da davacı istemde bulunamayacağından açıklanan bu koşullar altında davacının somut olayda zararının gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Buna göre mahkemece, çek hesabı açtıran şahsın gerçek kimliğinin belirlenemediği ve şahsın bulunamadığının tespiti halinde davacının zararının gerçekleştiği kabul edilerek, bilirkişi incelemesi yaptırılarak somut olayda tarafların kusur oranlarının belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanlış değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş olup, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy