(1086 S. K. m. 163)
DAVA VE Karar: Davacı vekili, davalıların maliki ve sürücüsü oldukları aracın müvekkili şirkete kasko poliçesi ile sigortalı araca çarparak hasarlanmasına neden olduğunu, hasar bedelinin sigortalıya ödendiğini, kazanın oluşumunda davalı sürücünün 2/8 oranında kusurlu olduğunu ve bu kusur oranına isabet eden 345.750.000 TL.sının davalılar tarafından ödenmediğini, yapılan icra takibine de itiraz ettiklerini ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Mustafa Bucak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Y. E., davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, davacı tarafın verilen kesin süreye rağmen, davanın sonuçlandırılması ile ilgili ara karar gereğini yerine getirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan alacağın rücuan tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece 22.5.2003 tarihli celsede dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilerek davacı vekiline ücret ve giderleri yatırması için 10 günlük kesin mehil tayin edilmiş ve bu arada davacı vekili ara karar gereğini yerine getirmediğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Hakim tarafından tayin edilmiş süreler kural olarak kesin değildir. Fakat, hakim kendisinin tayin ettiği bir sürenin kesin olduğuna da HUMK'nın 163. maddesi uyarınca karar verebilir. Hakim tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar vermişse, bu sürenin kesin olduğu, yapılması istenilen işlemi ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarını hiçbir tereddüde yer vermeyecek biçimde kararında açıkça belirtmesi gerekir. Somut olayda, mahkemece verilen davanın reddine dair hükmün dayanağını oluşturan ara kararı incelendiğinde, bilirkişi için tayin edilen ve davacı vekili tarafından yatırılmasına karar verilen davetiye giderinin gösterilmediği, kesin mehile uyulmamasının doğuracağı sonuç hakkında hiçbir açıklamada bulunulmadığı sadece "uyarıldı" denilmekle yetinildiği görülmüştür. Bu durumda, mahkemece verilen kesin sürenin usulüne uygun olmadığının kabulü gerekmektedir. Ayrıca, verilen kesin sürenin yasa ve yerleşik uygulamaya uygun olduğu kabul edilse bile, davacının verilen sürede bilirkişi giderini yatırmamış olması davanın bu nedenle reddini değil, davacının artık bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılması sonucunu doğuracak olup, tarafların gösterecekleri diğer deliller toplanarak bir karar verilmesi gerekeceğinin de göz önüne alınmamış olması nedeniyle, mahkemenin kararı kabul şekline göre de, doğru görülmemiştir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle mahkemece verilen ara kararının usul ve yasaya uygun olmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy