(6762 S. K. m. 563) (2004 S. K. m. 72)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 4.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 24.12.2003 tarih ve 2002/1505 - 2003/1996 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi S. Ç. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının keşidecisi, müvekkilinin lehdarı olduğu teminat mektubunun konusuz kalması nedeniyle muhatabı dava dışı gümrük tarafından müvekkiline iade edildiğini, mektubun bundan sonra davalı bankaya iadesi aşamasında müvekkili şirket bünyesinde kaybolduğunu, davalının risk kalmamasına rağmen risk çıkışı istemini reddettiğini bunun üzerine müvekkilince İstanbul Asliye 7.Ticaret Mahkemesi'ne teminat mektubu nedeniyle bir borcun kalmadığını, tespiti ve mektubun iptali için açılan davanın kabulü kararı verildiğini ve 08.07.2002 tarihinde kesinleştiğini, o davanın devamı süresince, davalının komisyon tahsil ine devam ettiğini oysa kesinleşen ilamın geriye doğru 04.10.2001 dava tarihinden itibaren hüküm doğuracağını, komisyonların iade edilmesi istemini davalının reddettiğini ileri sürerek, dava ile karar tarihi arasında davalının tahsil ettiği 4.193.592.527.-TL BSMV, komisyon, masraf bedeli toplamının faiziyle iadesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, iptal kararı kesinleşinceye kadar riskin devam ettiğini, bu ana kadar tahsil edilen komisyon ve diğer vergilerin sözleşmeye uygun olarak tahsil edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve toplanan kanıtlara göre, teminat mektubunun banka ya iadesine kadar riskin devam ettiği, mektubun iptali kararının kesinleşmesi ne kadar bankanın komisyon vs. almasının hukuka uygun olduğu, bu kararın kesinleşme ile hüküm ifade edeceği, kesinleşme ile riskin kalmadığı sonucuna varılması gerektiği, iptal davasında davalı banka davalı olarak yer almış ise de, iptal davasının ancak muhataba karşı açılabilen bir dava olması ve iptal hükmünün, mektubun iptali olgusu açısından davalıyı ilgilendirmesi nedeniyle, bunun bir öneminin olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, muhataptan geri aldıktan sonra, keşideci davalı bankaya ibraz edemeden önce davacı lehdarın kaybettiğini iddia ettiği teminat mektubunun iptali için başka mahkemeye daha önce davacı tarafından açılan davanın devamı süresince ve iptal kararının kesinleşmesi anına kadar davalının tahakkuk ettirdiği komisyon vs. giderleri ödeyen davacının istirdat istemine ilişkindir.
Davacı yan, iptal kararının tespit hükmü niteliğinden bahisle geriye doğru sonuç doğurduğun, iptal davasının açıldığı tarihten itibaren davalının kesintilerinin haksız duruma düştüğünü ve iadesi gerektiğini iddia etmiştir. Davalı yan ise, sözleşmeye göre esasen mektubun ibraz anına kadar işlemesi gereken bu giderlerin, iptal kararının kesinleşmesi anına kadar tahakkuk etmesi gerektiğini, ancak bu şekilde sözleşmenin ilgili hükmünün uygulanmış sayılabileceğini savunmuştur.
Çekişme, aslı kaybedilen teminat mektubuna ilişkin komisyon vs. ödeme yükümlülüğünün hangi ana kadar devam etmesi gerektiği noktasında toplanmıştır.
Bilindiği üzere, banka teminat mektubu kıymetli evrak niteliğinde bir bilge olmayıp, TTK.nda yer alan kıymetli evrakın zayii hükümlerine dayanılarak iptalinin istenmesi mümkün değildir.
Kıymetli evrak olmadığı için de, ciro ile el değiştirmesi söz konusu değildir. Teminat mektubunun paraya çevrilmesine neden olabilecek risk, mektup muhatabının lehdar nedeniyle uğrayabileceği risk olup, muhatap dışında bir başkasının bankadan tazmin talebinde bulunması mümkün değildir. Muhatabın, riskin kalmadığını, dolayısıyla başvurmayacağının, bankaya bildirmesi halinde, davalının lehdara artık komisyon vs. giderler tahakkuk ettirmesi sona ermelidir. Bu anın ortaya çıkması yeterli olup, mektup aslının bu durumda dahi ibrazı gerektiği artık söylenemeyecektir. Önemli olan, mektubun ibrazı değil, riskin kalmadığı anın tespit edilebilmesidir. Mektup aslının ibrazına kadar risk, kural olarak devam eder ise de, istisnaen ibrazdan önce de riskin sona erdiği tespit edilebilirse, ibraz artık aranmamalıdır. sözleşmenin ibraza kadar komisyon vs. giderlerin tahakkukuna ilişen 41-d/2 nci bent hükmünün bu şekilde anlaşılması ve amacına göre böyle yorumlanması gerekir.
Somut olayda, davacının mektubu kaybetmesi üzerine davalı, muhataba yazı yazarak, riskin kalmamış olması halinde iade edilmesini istemiş, muhatap da riskin kalmadığını 14.06.2001 keşide tarihli yazı ile davalıya bildirmiş olup, bu yazının ulaştığı tarihte davalı, riskin kalmadığını öğrenmiş olacağının ve bu andan itibaren komisyon vs. giderleri tahakkuk ettirme hakkının yitireceğinin kabulü gerekir. Ne var ki, davacı, istemini iptal davasının açıldığı 04.10.2001 tarihinde n başlatmış olup, bu istemi ile bağlıdır. Davalı da, mektubun ibrazı yerine riskin kalmadığı tarihi tespit etme yoluna girdiğine göre, sözleşmenin ilgili hükmünü amacına göre doğru yorumlamış olup, daha sonra buna aykırı düşen davalı savunmasının mahkemece itibar edilmesi ve buna göre hükmün tesisi doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 26.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy