(1086 S. K. m. 283, 284) (6762 S. K. m. 1235/9, 1236)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 3.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 07.11.2003 tarih ve 2000/1063-2003/1208 sayılı kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi taraflar vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 14.12.2004 günde davacı avukatı S. ile davalı avukatı V. gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Yaşar Arslan tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalının donatanı bulunduğu geminin, rıhtımda yük tahliye etmekte olan müvekkiline ait gemiye çatması sonucu gemide oluşan hasar nedeniyle ( 125.952, 92 )USD zarar oluştuğunu ileri sürerek, TTK.nun 1235/9 ve 1236 ncı maddeleri uyarınca davalı gemisi üzerine kanuni rehin hakkı tanınmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, çatmanın bitişik iskeleye yanaşma manevrası yapan dava dışı işleticiye ait römorkör ile kuvvetli akıntının etkisiyle oluştuğunu, müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, zarar iddiasının da fahiş olduğunu savunmuştur.
Mahkemece, sunulan kanıtlara, delil tespit dosyasına ve bilirkişi raporlarına dayanılarak, iki bilirkişi raporundaki zarar miktarlarının farklı olduğu, ilk rapor ile davacının itiraz etmediği delil tespit dosyasındaki bilirkişi raporuna üstünlük tanınmak gerektiği ve buna göre, davalı gemi ve gemi adamlarının tam kusurundan kaynaklanan çatmadan dolayı davacı gemisinin uğradığı zararın ( 14.678, 36 )USD olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile anılan miktar için davalı gemisi üzerine davacıya kanuni rehin hakkı tanınmasına karar verilmiştir.
Karar, taraflar vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Mahkemece, yeterli görülmeyerek yaptırılan ikinci bilirkişi raporuyla ortaya çıkan çelişki giderilmeden ilk rapora göre karar verilemez. Her ne kadar, davadan önce davacının yaptırdığı delil tespit işlemi kapsamındaki 05.09.2000 tarihli bilirkişi raporunun ilk bilirkişi raporuna yakın sonuçlara vardığı, davacının da 05.09.2000 tarihli delil tespit raporuna itiraz etmemiş olmakla davalı yararına usulü kazanılmış hak oluştuğu yolunda gerekçe gösterilmiş ise de, bu gerekçe isabetli değildir. Çünkü, söz konusu delil tespit raporunun davacıya tebliğ tarihi belli olmadığı gibi, esasen olabilecek en kısa itiraz süresi dahi dolmadan işbu dava 11.09.2000 tarihinde açılmıştır. Zaten açılan davada toplam zarar iddiasının çok daha yüksek olması olgusu dahi başlı başına delil tespit raporuna itiraz iradesini de içermektedir.
Bu durumda, iki bilirkişi raporu arasında ortaya çıkan çelişkinin oluşturulacak yeni bir bilirkişiler kurulunun incelemesi ile giderilmesi, davacının tüm itirazlarının raporda tartışılarak karşılanması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, usul ilkelerine aykırı biçimde yazılı olduğu gibi karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu yön bakımından davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma kapsamına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmemesine, takdir edilen 400.000.000.-TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 16.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy