(6762 S. K. m. 1301) (1086 S. K. m. 434) (818 S. K. m. 118)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 10.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 07.10.2003 tarih ve 2001/969-2003/1146 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Deniz Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait aracın davalı sigorta şirketine kasko sigortası ile sigortalı olduğunu aracın geçirdiği kaza sonucu hasarlandığını, rizikonun davalıya ihbar edilmesine rağmen, sigorta bedelinin ödenmediğini ileri sürerek, 15.956.380.TL. nin davalıdan faizi ile tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının eksik prim borcu olan 372.999.000.TL. nin takas ve mahsup edilmesi gerektiğini, olayda eksik sigortanın olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davanın kısmen kabulü ile 15.902.117.097.TL.sının dava tarihinden itibaren faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve davalı vekili temyiz etmiştir
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Davalı sigorta şirketi, cevap dilekçesinde davacının eksik prim borcu olduğunu bu nedenle takas def'inde bulunduklarını beyan etmiştir. Takas ve mahsup talebinin mutlaka mukabil dava şeklinde ileri sürülmesi zorunlu olmayıp, def'i olarak da ileri sürülmesi mümkündür. İlke olarak, takas def'i de diğer def'iler gibi her zaman ileri sürülebilirse de 10 günlük cevap süresinde ileri sürülmediği takdirde savunmanın genişletilmesi yasağı ile karşılaşabilir. Ancak, süresinde yapılmayan takas def'ine hemen karşı konulmadığı takdirde zımni olarak savunmanın genişletilmesine rıza gösterilmiş sayılır. Dava konusu olayda, davalı vekilinin takas def'ini, davacı vekili 07.11.2001 tarihli cevaba cevap dilekçesinde kabul etmiştir.
Bu itibarla, takas mahsup def'ine davacı vekili karşı çıkmadığına göre, davalının bu savunması üzerinde durulmak ve savunmasını ispat imkanı verilerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar vermek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
3- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; HUMK.nun 434/2 nci maddesi hükmüne göre, temyiz isteği harca tabi ise temyiz, harcın yatırıldığı tarihte yapılmış sayılır. Davacı vekilinin dilekçesi 23.12.2003 tarihinde hakim tarafından havale edilmekle birlikte, dilekçenin harcı yatırılmadığı gibi temyiz defterine de kaydı yapılmamıştır. Bu nedenle davacı vekilinin temyiz isteminin HUMK.nun 432/4 ncü maddesi uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda ( 1 )nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ( 2 )nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ( 3 )nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin HUMK.nun 432/4 ncü maddesi uyarınca reddine, temyiz harcı peşin alındığından davalıdan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, alınmadığı anlaşılan 10.100.000.-lira temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 04.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy