(818 S. K. m. 105) (4721 S. K. m. 6) (1086 S. K. m. 275)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 1. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 04.12.2003 tarih ve 2003/26-2003/1279 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 14.12.2004 günde davacı avukatı A. ile davalı avukatı F. gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin İnşaat All Risk sigorta poliçesine dayalı olarak davalıdan kesinleşen mahkeme kararı ile 170.597.507.456 TL. hasar bedeli alacağının olay tarihindeki kur üzerinden karşılığı 494.539 USD iken, tahsil tarihindeki işlemiş faizi ile birlikte 348.798 USD aldığını, davalının geç ödemesi nedeniyle 145.741 USD.lik davacı zararı oluştuğunu, müvekkilinin alamadığı hasar bedeline rağmen finansman yoluyla sağladığı teminat sonucunda mali sıkıntıya girdiğini ve yabancı bir firmadan borç almak zorunda kaldığını, aldığı bu borç için ödediği faizden davalının ödemesi gereken hasar bedeline isabet eden miktarın 57.181 Euro olduğunu ileri sürerek, 145.741 USD karşılığı 242.171.990.000 TL. 57.181 Euro karşılığı 98.654.380.000 TL. olmak üzere toplam, 340.826.370.000 TL. ile uğranılan prestij kaybı için ise, 15.000.000.000 TL. manevi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin temerrüdünde bir kusuru olmadığını, davacının temerrüt faizini aşan bir zararının da bulunmadığını bu nedenle, munzam zarar isteminin koşullarının oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davasının sigorta poliçesine dayalı hasar tazminatının davalının gecikmeli ödemesi nedeniyle BK.nun 103 maddesi gereğince munzam zarar isteme hakkı bulunduğu, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 01.11.1999/9973-7811 sayılı Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 1999/3338-9339 sayılı kararlarında öngörülen enflasyon, tefe, mevduat ve döviz kurlarından oluşan ortalama artış oranları üzerinden faizi aşan zararının hesaplanması gerektiği, enflasyonist ortamda paranın değişik yatırım araçları ile değerlendirilmesine gidileceğinin doğal bulunması nedeniyle zararın ayrıca kanıtlanması gerekmemekte ise de Y.H.G.K.nun 2003/15-302-330 sayılı emsal kararı gereğince de MK.6. maddesine göre davacının iddiasını ispat zımmında sunduğu defterlerinde kullandığı yabancı kaynaklı kredi nedeniyle borçlandığı ve faiz ve komisyon ödemek zorunda kaldığı, bu kapsamda davacının 19.02.1999 hasar ihbar tarihinden 13.07.2002 ödeme tarihine kadar oluşan zararının 878.384.603.509 TL. olduğu, tahsil edilen miktar olan 588.372.000.000 TL. düşüldüğünde talep edilebilir munzam zararın 290.012.803.509 TL. olduğu, manevi tazminat koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle, bu miktar tazminatın dava tarihinden itibaren %70 ve değişecek oranlar göz önünde tutulmak üzere reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, İnşaat All Risk ( tüm rizikolar )sigorta poliçesinden kaynaklanan munzam zarar istemine ilişkindir.
Davacı yan munzam zarar istemini, davalının sigorta poliçesi ile teminat verdiği hasar bedelini geç ödemiş olması nedeniyle işin tamamlanması için bankadan kredi kullanmak zorunda kaldığını ve anılan kredi nedeniyle faiz ödediğine dayandırdığına göre, mahkemece, alınan kredinin, sigorta poliçesi ile teminat verilen inşaatta kullanılıp kullanılmadığı araştırılmalıdır.
Dairemizin yerleşik uygulaması gereğince sigorta sözleşmesine dayalı hasar bedelinin geç ödenmesi nedeniyle oluşan munzam zarar hesabında, ayrıca daha yükseği kanıtlanamadığı takdirde sigortalının munzam zararının hesabında ikame değerin esası alınması, bunun için de öncelikle fiili ödeme tarihindeki gerçek zararın saptanması, bilahare ise bu tutardan tahsil edilen faizli tutarın çıkartılması icap eder. Ancak, somut olayda davacı, zararı karşılamak ve taahhüdünü zamanında yerine getirmek için kredi kullanmak zorunda kaldığını ileri sürdüğüne ve zararının daha fazla olduğunu iddia ettiğine göre, davacının krediyi rizikodan sonra almış olması ve bu kredi ile sigorta konusunu oluşturan inşaatı tamamladığının kanıtlanması, diğer bir deyiş ile alınan kredi ile inşaatın tamamlanması arasında irtibatın kurulması gerekmektedir. Mahkemece, bu hususun davacı şirket defterleri, inşaatın yapımına ilişkin hak edişler, kullanılan kredinin tarihi de göz önünde bulundurulmak suretiyle bilirkişi raporu alınması, bu şekilde munzam zarar belirlenemediği takdirde ise, davacının munzam zararının inşaatın riziko tarihinden bir gün önceki haline getirilmesi için gereken masraflar ile davalının ödediği faizli hasar tazminatı arasındaki fark olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. O halde, somut olaya uygun düşmeyen munzam zarar hesabını esas alan bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına bozulmasına, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, takdir edilen 400.000.000 TL duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.12.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy