(6762 S. K. m. 1301) (1086 S. K. m. 91, 93, 94, 95)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4.Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilen 19.11.2002 tarih ve 2002/704 - 2002/1592 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacının, TTK.nun 1301 nci maddesi hükmüne dayalı olarak davalı taraf aleyhine açtığı rücu davası sonucunda mahkemece davanın kabulüne dair tesis edilen hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, kasko sigortasına dayalı rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Halefiyete dayalı rücu davası, esas itibariyle sigorta ettirenin kendisine zarara verene karşı açacağı tazminat davasının, onun halefi sıfatıyla sigortacı tarafından açılmasıdır. Trafik kazaları, nitelikleri itibariyle haksız fiillerdendir. Haksız fiillerde temerrüt tarihi, haksız fiilin meydana geldiği tarih olup, zarar sorumlusunun ayrıca ihbar ve ihtar edilmesine gerek yoktur. Sigorta ettirenin dava hakkı, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder. Dolayısıyla, öncelikle gerçekleşen riziko karşılığının sigortalıya ödenmesi gerekir. Ödeme tarihi, aynı zamanda 3 ncü şahsa rücu edebilme tarihidir. Bu nedenle, işleten ve sürücünün faizden sorumluluğunun başlangıcının, halefiyet başlangıcı olan ödeme tarihi olarak kabulü gerekir. Somut olayda davacı sigortacı sigorta ettirenden daha önceki tarihli ibraname ve temlik belgesi almış ise de, 17.05.2001 tarihinde tamiratı yapan dava dışı firma hesabına ödemede bulunmuştur. Esasen davacı vekilinin ödeme tarihi olarak kabulü de bu yöndedir. Mahkemenin kabulünün aksine, davacı vekilinin temerrüt tarihi bakımından dava tarihinin esas alınması yönünde bir beyanı da bulunmamaktadır. O halde, davalılar işleten ve sürücü açısından ödeme tarihi esas alınarak temerrüt faizine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Ayrıca, davacı vekili 22.05.2003 tarihli dilekçesiyle davalılardan A Sigorta A.Ş. hakkındaki davadan feragat ettiğini bildirmiştir. Dosyaya ibraz edilen vekaletname kapsamından davacı vekilinin feragat yetkisinin olduğu sabittir. Davadan feragat,kesin hükmün sonuçlarını doğurur ve karşı tarafın kabulüne de bağlı bulunmamaktadır. Feragat, karar kesinleşinceye kadar her aşamada mümkündür. Karar ortada durduğu müddetçe mahkeme, davayı yeniden ele alıp, feragat nedeniyle bir karar veremez ( 11.04.1940 gün ve 70 sayılı İBK, 21.11.1981 gün 1981/2-551 sayılı HGK kararı ). Bu nedenle, mahkemenin feragat hakkında bir karar verebilmesi için de kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda ( 1 ) ve ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy