(818 S.K. m.18)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Gebze Asliye 3.Hukuk Mahkemesi'nce verilen 07.10.2003 tarih ve 2000/390-2003/652 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalılardan Ltd. Şti.nin müdürü olan Abbas Ç'in, şirket taşınmazlarından ikisini diğer davalı Türkan Ç'e satış yolu ile devrettiğini, satış bedelinin şirket kasasına girmediğini, ortaklardan mal kaçırmak için satışın muvazaalı yapıldığını, şirketten olan kâr payının alınabilmesi için taşınmazların şirkete dönmesi gerektiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile tescilden önceki haline getirilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, satışın gerçek olduğunu, ortaklar arasında ibra sözleşmesi imzalandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, ortakların Abbas dışında sermaye borçlarını ödemediği, Abbas'ın kişisel mal varlığı ile şirketin yürüdüğü, alacak-borç kalmadığı ve herşeyin Abbas'a ait olduğu yönünde anlaşma yapıldığı, böylece şirketin kendiliğinden dağılıp, tasfiyenin de bu şekilde yapıldığı, tasfiye edilen şirkette davacının bir hakkının kalmadığı halde dava açmasının haksız olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalılardan Ltd.Şti.ne ait iki taşınmazın ortaklardan mal kaçırmak ve kâr paylarını dolaylı olarak azaltmak amacıyla şirket müdürünce muvazaalı olarak yeğeni diğer davalıya devredildiği iddiasına dayalı, tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Kural olarak, şirkete ait bir taşınmaza ilişkin mülkiyet hakkına dayalı olarak böyle bir davayı şirket tüzel kişiliğinin açması gerekir ise de, mutlak butlan hallerinde ortaklardan birinin de böyle bir davayı açma hakkının bulunduğunun kabulü gerekir. Mahkeme ise, davacının dava hakkı bulunmadığı sonucuna bu ilke çerçevesinde değil, şirketin fiili durumu ile ilgili yazılı gerekçelerle varılmıştır.
Somut olayda, davacı ortak tarafından muvazaa nedeniyle tapunun iptali istenilmiş olup, davacının dava hakkı bulunduğu sonucuna varılması halinde, muvazaa koşullarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, üstelik şirketin hukuken sona erdiği belirlenmeden, fiili olarak sona erdiğinin kabulüne bağlı olarak davacının dava hakkının bulunmadığı sonucuna varılması suretiyle açıklanan yönlerden eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy