(4721 S. K. m. 2) (6762 S. K. m. 133)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 5. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 24.05.2004 tarih ve 2003/660-2004/666 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, taraflar arasında 18.03.2003 tarihli sözleşme imzalanarak müvekkilinin davalı şirketin acentalığını aldığını, sözleşme ile üzerine düşen tüm edimlerinin müvekkilince yerine getirilmesine rağmen davalının sözleşmeyi kısa bir süre sonra tek yanlı olarak feshettiğini, sözleşmeye güvenerek müvekkilince bir kısım masraflar yapıldığını, ayrıca aniden acentalığın alınması nedeniyle müvekkilinin çevrede ticari itibarının sarsıldığını, sözleşme ile elde etmesi gereken kardan da mahrum bırakıldığını ileri sürerek, fazlası saklı kalmak kaydıyla 1 yıllık kazanç kaybından kaynaklanan zararına karşılık 500.000.000 TL., işyeri için yapılan masraf tutarı 1.678.680.303 TL. ve 500.000.000 TL. manevi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, sözleşmenin 14 ncü maddesine dayalı olarak ihbar süresine uymak suretiyle fesih hakkını kullandıklarını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara göre, her ne kadar bilirkişi raporunda sözleşme hükmü yorumlanarak feshin MK. nun 2 nci maddesine aykırı olduğu belirtilmiş ise de, hukuki değerlendirme hakime ait olduğundan rapor görüşüne katılınmadığı ve davalının sözleşmede öngörülen itibar süresine uygun olarak tek yanlı fesih hakkını kullandığı, fesih hakkının ilk 1 yıldan sonra kullanacağına ilişkin bir belirleme bulunmadığı, sözleşmenin 6 ncı maddesi gereğince de acentanın ücret talep etmeyeceğinin benimsendiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, yanlar arasındaki sözleşmenin haksız olarak feshedildiği iddiasıyla açılmış bulunan tazminat davası olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere uyuşmazlığın halli esas itibariyle davalıya 15 gün önceden haber vermek kaydıyla sözleşmeyi tek yanlı olarak feshedebilme hakkı tanıyan 14 ncü maddenin 2 nci cümlesinin birinci yılı kapsayıp kapsamadığı ve şayet kapsıyor ise, davalının ortada haklı bir sebep olmadan 15 gün önceden haber vermek kaydıyla sözleşmeyi tek taraflı olarak fesh edip edemeyeceği noktalarında toplanmaktadır.
Taraflar arasında imzalanmış bulunan sözleşmenin 14 ncü maddesi İşbu sözleşmenin süresi 1 (bir) yıldır sürenin bitiminden sonra, tarafların karşılıklı uygun görmesi halinde 1 (bir) yıl daha uzayabilir. Ancak 15 gün öncesinden haber vermek kaydıyla işbu sözleşme Varan tarafından tek taraflı olarak her zaman için fesh edilebilir. Ayrıca Varan'ın Acenta'nın işbu sözleşme yükümlülüklerine uymadığını tespit etmesi halinde tek taraflı olarak her zaman işbu sözleşmeyi fesih hakkı saklıdır. hükmünü haiz bulunmaktadır.
Madde metninden de anlaşılacağı üzere maddenin 2 nci cümlesi sözleşmenin uzaması halinde davalıya tek taraflı olarak fesih hakkı tanıyan bir hükümdür. Öte yandan, bir an için anılan hükmün 1. yıl için de geçerli olduğu kabul edilse dahi Dairemizin emsal nitelikte bulunan (Bkz. G. Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, Ankara, 2004, S. 255, 1988/73-4367 sayılı ve 28.06.1988 tarih) kararında belirtildiği üzere yasaların ve sözleşmelerin her hükmüne uygulanması gereken TMK. nun 2 nci maddesi hükmüne göre herkes haklarını kullanırken ve borçlarını ifada hüsnüniyet kurallarına uymakla mükellef olup, bir hakkın sırf başkasını ızrar eden kötüye kullanılmasını kanun himaye etmez. Somut olayda davalı taraf sözleşmenin yürürlüğünden çok kısa sayılabilecek bir sürede ortada hiçbir haklı neden yokken ve davacı tarafın sözleşmede öngörülen mükellefiyetleri yerine getirmesinden sonra sözleşmeyi fesh etmiş olduğundan, bu fesih MK. nun 2 nci maddesi anlamında himaye görmesi mümkün olmayan bir davranış teşkil eder, mahkemece açıklanan bu nedenlerle davacı tarafın tazminat talepleri değerlendirilerek neticesine göre bir karar verilmek gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23.12.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy