(818 S. K. m. 21)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Beyoğlu Asliye 2. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 20.10.2004 tarih ve 2003/110 - 2004/416 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin "Tüm İşyeri Sigorta Poliçesi" ile sigortalı işyerinde 24.09.2002 günü çıkan yangın sonucu oluşan zararı davalının 156.100.000.000.-TL.yı geç olarak ödediğini, ayrıca gerçek zararın bundan çok fazla olduğunu, müvekkilinin yaptığı üretiminin durması, ödemelerinin zora girmesi nedeniyle müzayaka altında bu bedeli tahsil etmek ve ibraname imzalamak zorunda kaldığını, ibranameyi imzalamadan bir gün önce noterden keşide ettirdikleri ihtarname ile ibranamenin müzayaka altında imzalanacağının bildirildiğini ve fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğunu ileri sürerek, şimdilik 1.000.000.000.-TL'nin faiziyle tahsilini, ayrıca davalının yaptığı ödeme tarihine kadar işlemiş olan 25.000.000.000.-TL temerrüt faizinin de tahsilini, ıslah dilekçesi ile bakiye tazminat alacağının 50.000.000.000.-TL olarak karar altına alınmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının 08.11.2002 tarihli isteminde bildirdiği miktarın, ekspertiz raporundaki miktar ile aynı olduğunu, varılan mutabakata uygun olarak 29.01.2003 günü ödeme yapılıp, ibraname aldıklarını, ödemenin gecikmediğini, faiz borçlarının da bulunmadığını, davacının dava hakkının kalmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, ödemeden bir gün önce ödenecek meblağ üzerinde mutabakata varıldığı, buna rağmen davacının bedeli tahsil etmeden önce, ihtar keşide ederek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmasının ticari hayattaki ilişkilere ters bulunduğu, davacının, ibranameyi imzaladığı tarihte müzayaka halinde olduğunu kanıtlaması gerektiği, oysa bunu ispatlayamadığı, davalının ödediği miktar ile bu yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu ile belirlenen zarar miktarı arasında fahiş bir fark da olmadığı, buna göre de davacının müzayaka halinde olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacı sigortalının müzayaka halinde bulunmasından faydalanan davalı sigortacının sigorta bedelini noksan ve geç ödendiği iddiasına dayalı bakiye tazminat istemine ve ödeme tarihine kadar işlemiş temerrüt faizi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının bir gün önce mutabakata varılan hasar bedelini, ibraname karşılığında ertesi günü tahsil ettiği, bir gün önce ihtar keşide ederek, çekince koymasının ticari hayata uygun düşmediği, müzayaka halini de kanıtlayamadığı, davalının ödediği miktar ile gerçek zarar miktarı arasında fahiş bir fark da bulunmadığı gerekçeleriyle, davanın reddinde karar verilmiştir. Oysa bir gün önce taraflar arasında gerçekleşmiş bir mutabakatın varlığı kanıtlanamadığı gibi, davacının ihtarname keşide ederek, çekince koymak suretiyle, ibranamenin aleyhine olan sonuçlarından kurtulmak istemesi, yasal hakkın kullanımı olup, bunun ticari hayata ve iyiniyet kurallarına ters düşen bir yönü de bulunmamaktadır. Öte yandan, bilirkişi raporunda belirlenen ve davacının ıslah ile artırım yapmasına neden olan zarar miktarı ile davalının ödediği miktar arasındaki 50.000.000.000.-lira farkın fahiş olduğunun kabulü de gerekir. Bu itibarla, aksi yöndeki gerekçede de isabet bulunmamaktadır. Diğer yandan, davacı tahsilat yapıp, ibraname imzaladığı 29.01.2003 tarihinin üzerinden uzunca bir süre geçmeden, 12.03.2003 günü dava açmış olup, bu da, davacının müzayaka halinde bulunduğu iddiasına ters düşmediği gibi, iddia ile de uyumludur.
Öte yandan, gabin halinin kanıtlanamadığı gerekçesinin somut kanıtları mahkemece açıklanmadığı gibi, bu yönde yeterli bir araştırma ve inceleme de yapılmamıştır. Oysa, gabin'i tarifeden BK'nın 21/1. maddesi hükmüne göre, "Bir akitte ivazlar arasında açık bir nispetsizlik bulunduğu takdirde, eğer gabin mutazamnın müzayaka halinde bulunmasından veya hiffetinden, yahut tecrübesizliğinden istifade suretiyle vukua getirilmiş ise, mutazarrır bir sene zarfında akdi feshettiğini beyan ederek verdiği şeyi geri alabilir." Bu hükümden anlaşılacağı üzere gabin'in biri objektif, diğeri de sübjektif iki unsuru bulunmaktadır. Objektif unsur, karşılıklı edimler arasındaki açık değer farkı olup, kanunda açık nispetsizliğin ölçüsünü tayine esas olacak bir kural bulunmaması nedeniyle, bu hususta yargıcın takdir yetkisi önemli bir rol oynayacaktır. Sübjektif unsur ise, zarar görenin müzayakasından veya hafifliğinden ya da tecrübesizliğinden yararlanma halidir. Bilindiği üzere, müzayaka, esas itibarıyla ciddi bir mali sıkıntı halini ifade eder. Somut olayda, davacının üretiminin durduğu, ödemelerinin zora girdiği ve bu ortamda ibranamenin imzalanmak zorunda kalındığı ihtarnamede ve dava dilekçesinde iddia edilmiş ise de, mahkemece, bu iddia üzerinde durulmamış, davacıya müzayaka halinde olduğuna ilişkin delilleri sorulmamış olup, ibrazı halinde gabin olgusunun sübjektif unsurunun varlığının tartışılması gerekirken, objektif unsurun tartışılması ile yetinilmesi de doğru olmamıştır.
Diğer yandan, ödenen miktara ilişkin temerrüt faizi istemi hakkında, mahkemece, olumlu ya da olumsuz bir hüküm tesis edilmesi gerekirken, bu isteme ilişkin ayrı bir tartışma ve gerekçe ortaya konmaması ve hüküm tesis edilmemesi de doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 21.12.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy