(6762 S. K. m. 56) (556 S. K.H.K. m. 9, 61)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen 21.10.2003 tarih ve 2003/373-2003/503 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi A.Durak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, müvekkillerine ait ve tescilli D. ve D. Mücevherat markalarının aynı zamanda işletme adı olarak da kullanıldığını, davalının da aynı unvanı ve markayı kullanmasının TTK. nun 56 ncı maddesi anlamında haksız rekabet ve 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 61 ve 9 ncu maddesi anlamında müvekkilinin marka hakkına tecavüz teşkile ettiğini ileri sürerek, davalının eylemlerinin müvekkilinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitini ve önlenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin S. Bedestenci D.land tescilli markasını ve ticaret unvanını kullandığını, davacı marka ve ticaret unvanıyla müvekkilinin kullandığı ibarelerin birbirinden tamamen farklı olup tüketiciyi yanıltma ihtimalinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının kendi tescilli markasını kullandığı, bu haliyle davacının markasına herhangi bir tecavüzün söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre ve markaların tescilli oldukları süre içindeki kullanımlarının 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile sağlanan koruma kapsamında olup tescilli bir markanın haksız kullanımından söz edilemeyeceğine, markaların hükümsüzlüğü yolunda alınacak kararlar ile sicilden terkinleri sağlandıktan sonra korumaların kalkacak ve bu tarihten itibaren kullanımlarının haksız rekabet oluşturduğunun ileri sürülebilecek olmasına, davacılar vekili tarafından sunulan dava dilekçesi ile davalı markasının sicilden terkini ve hükümsüzlüğünün tespiti hakkında herhangi bir talepte bulunulmamış olmasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Ancak, dava dilekçesi ile davalının marka hakkına tecavüz eylemlerinden başka davacı tarafa ait ticaret unvanının aynısını kullanmak suretiyle TTK. nun 56 ncı maddesi anlamında haksız rekabet oluşturan eylemlerde bulunduğu ileri sürülerek davalının haksız rekabetinin tespit ve önlenmesi de talep edilmiştir.
Mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi heyet raporunda dahi bu konudaki iddiaların, tarafların sicil dosyaları getirtildikten sonra incelenebileceği belirtilmiştir. Mahkemece, davacıya ait ticaret sicil dosyası getirtilerek davacının 14.06.1982 tarihinden itibaren ticaret unvanını tescil ettirip kullandığı tespit edilmiş ise de, davalı hakkında hiçbir inceleme yapılmamıştır. O halde mahkemece, davacı tarafın ticaret unvanı konusundaki talebi üzerinde durularak bu hususta sunulan delillerin incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, unvan konusundaki talep hakkında hiçbir karar verilmemesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy