(1086 S. K. m. 376, 381/son, 388, 389) (2709 S. K. m. 141)
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 10. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 16.10.2003 tarih ve 2002/542 - 2003/1215 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalı şirketi vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi S. Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin yangın sigorta poliçesi nedeniyle borçlu olmadığının tespitini istemiştir.
Davalıların (ayrı ayrı) vekilleri, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili ile davalılardan E. Ltd. Şti. vekili temyiz etmiştir.
1-Tarafların tüm delilleri toplanıp, inceledikten ve HUMK'nun 376 ncı madde hükmüne göre, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı yasanın 388 nci maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 389 ncu madde hükmünde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada yasanın 381/son fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde HUMK'nun 389'ncu maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141 nci maddesi ile HUMK'nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz.
Somut olayda, yargılama sonunda tefhim edilen kısa kararda, menfi tespit davasının reddine, %40 icra inkar tazminat isteminin reddine. karar verildiği halde, gerekçeli kararda,menfi tespit davasının reddine karar verilmiş olup, 10.04.1992 gün ve 1992/7 esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararı çerçevesinde, bu kısa kararla bağlı kalınmadan, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre, davalılardan E. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının incelemesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenle, davalılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 01.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy