(818 S. K. m. 98) (1086 S. K. m. 87, 438) (3095 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 4. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 19.11.2003 tarih ve 2001/356 - 2003/743 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı işletmeye ait trenden inerken yaralandığını, işgöremezlik tazminatı, protez ve tekerlekli sandalye gideri, yardımcı eleman tazminatı hastane ve ilaç giderleri olmak üzere toplam şimdilik 1.250.000.000.-TL.nın, 13.02.1999 olay tarihinden itibaren reeskont faiziyle tahsilini, ıslah dilekçesi ile de işgöremezlik tazminatı olarak 14.713.988.013.-TL talep ve dava etmiş, diğer kalemlerden daha sonra feragat etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın işgöremezlik tazminatı bakımından ıslah edilen miktarın olay tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, yolcu taşıma sözleşmesinden kaynaklanan işgöremezlik tazminat istemine ilişkindir.
Yolcunun yaralanmasına neden olmak,esasen haksız eylem niteliğinde olup, haksız eylemlerde borçlunun temerrüde düşürülmesinin gerekmediği ve B.K.nun 98/2 nci madde hükmü uyarınca sözleşmeye aykırılık hallerinde de haksız eyleme ilişkin hükümlerin uygulama alanı bulabileceği de açıktır.
Dava, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak açılmıştır. Davacı, kısmi davada saklı tuttuğu fazlaya ilişkin haklarını, ek bir dava açarak isteyebileceği gibi, dava konusunun artırılmasını önleyen HUMK.nun 87/son cümlesinin Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesi karşısında, aynı davada ıslah dilekçesi verip, harcını yatırmak suretiyle de talep edebilir. Kısmi davanın,dava konusunun dava edilmeyen bölümü için borçluyu temerrüde düşürmeyeceği uygulamada yargısal kararlarla benimsenmektedir. Ne var ki, somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili,ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.03.2003 tarih ve 9-76/126 sayılı ilamı da bu yöndedir.
Somut olayda, davacı vekili, ıslah dilekçesinde, dava dilekçesindeki 1.000.000.000.-lira olan maddi tazminatın, 14.713.988.013.-lira olarak karar verilmesini talep etmiştir. Buradaki ıslahın, tam ıslah olmadığı ve ıslah dilekçesindeki bu anlatım gözetildiğinde, dava dilekçesinde var olan temerrüt faizi isteğine bağlı olarak, ıslah dilekçesinde de temerrüt faizi istendiğinin kabulü gerekir. Varılması gereken bu sonuca bağlı olarakda, ıslah edilen kısım itibariyle de olay gününden itibaren temerrüt faizi istendiğinin de kabulü icap eder ve yukarıda açıklanan ilke ve esaslara göre de, ıslah edilen bölüm için de olay tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedilmesi gerekir. Mahkemece de, böyle hükmedilmiş olup, temerrüt faizinin başlangıcına ilişkin mahkemece varılan bu sonuç, bu gerekçeler ve açıklamalar ışığında doğru olmuştur.
Bu itibarla, davalı vekilinin faiz oranına ilişkin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve faizin başlangıcı ile diğer hususlara ilişkin diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davalı vekilinin faizin oranına ilişkin temyizine gelince; dava dilekçesinde, 13.02.1999 olan olay tarihinden itibaren tahsil tarihine kadar reeskont oranında temerrüt faizi talep edilmiş olup, mahkemece, bu olay tarihinden itibaren avans oranında temerrüt faizine hükmedilmiştir.
Oysa, 3095 sayılı Kanun'da yapılan ve 01.01.2000 tarihinde yürürlüğe giren yasa değişikliğinden sonra dava açıldığına göre, 01.01.2000 tarihinden itibaren başlayan dönem için, 4489 sayılı Kanun ile değişik 2/2 nci madde hükmünde ticari işlerdeki temerrüt faizi için yazılı olan oranda temerrüt faizi istemesi mümkün iken, bu dönem için ticari olmayan işlerdeki faiz oranı anlamına gelen reeskont (yasal) oran üzerinden faiz isteyerek, davacı, aleyhine olan bu oran ile kendisini bağlamış olup, buna göre, hüküm tesisi gerekirken, istem bu dönem bakımından aşılarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiş ise de, yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, HUMK.nun 438/7 nci maddesi uyarınca hükmün, aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenle, temyiz itirazının kabulü ile kararın (HÜKÜM) bölümünün ilk paragrafında yer alan değişen oranlarda avans ibaresinin yerine, 01.01.2000 tarihine kadar 3095 sayılı yasanın (değişiklik öncesi) 2/3 ncü maddesinde yazılı T.C Merkez Bankası'nın kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faiz oranı, bu tarihten tahsil tarihine kadar 3095 sayılı yasanın 4489 sayılı yasanın 2 nci maddesi ile değişik 2/2 nci maddesinde yazılı faiz oranı (artan ve eksilen oranları) ile birlikte ibarelerinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu haliyle ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 11.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy