(6762 S. K. m. 355, 366, 367)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kayseri Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 10.12.2003 tarih ve 2003/348-2003/414 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Deyiş Cesur tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin hissedarı bulunduğu davalı anonim şirketin en son 30.04.1998 tarihinde olağan genel kurul toplantısı yaptığını, yönetim kurulu üyelerinin 3 yıl, denetçinin 1 yıl müddetle seçildiğini, sürelerinin sona erdiğini, özellikle yönetim kurulu üyelerinin seçileceği genel kurul toplantısının icrası bakımından genel kurulu toplantıya davet için pay sahibi olan müvekkiline izin verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirkete duruşma gün ve saati tebliğ edilmiş, ancak duruşmalara katılmamıştır.
Mahkemece, davacının aynı talebi içerir davasının 2002/325 Esas sayısı ile ikame edildiği, sahip olduğu hissenin 1/10'unun kesin süreye rağmen bankaya yatırılmadığı gerekçesiyle talebinin 2003/500 Karar sayılı kararla reddedildiği, açılan bu davada da davacının murakıplara başvurusuna ilişkin belge ibraz edemediği, şirket anasözleşmesinin yayınlanan gerek eski, gerekse yeni sermaye şekline göre hisse senetlerinin nama yazılı olduğunun belirtildiği, TTK.nun 356/son gereğince davacının sahip olduğu hissenin 1/10'unu yatırma zorunluluğunu yerine getirmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, davalı anonim şirketin süresi sona eren yönetim ve denetim kurullarının oluşturulması amacıyla olağanüstü genel kurul toplantısına çağrıya yetki verilmesi istemine ilişkindir. TTK.nun 367 nci maddesine göre şirket azınlığının genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırma hususunda yetki talebinde bulunabilmesi için öncelikle ve sırasıyla yönetim kuruluna ve denetçilere başvuruda bulunması gerekmektedir. Buna göre, pay sahiplerinin TTK.nun 366 ncı maddesinde yazılı istemleri, yönetim kurulu ve aynı yasanın 355 nci maddesi uyarınca denetçiler tarafından nazara alınmadığı takdirde, azınlık hakları sahibi veya sahipleri, mahkemeden genel kurulun toplantıya davetini veya istedikleri hususun gündeme konulması için kendilerinin yetkili kılınmasını isteyebilirler. Bu itibarla, mahkemece öncelikle, istek sahibi azınlığın yönetim kuruluna ve denetçilere başvurup başvurmadığı ve pay senetlerinin anılan madde yollaması ile TTK.nun 356/son hükmü gereğince tevdi edilip edilmediği, bu şekilde yasanın aradığı 366 ncı maddede öngörülen azınlık nisabının oluşup oluşmadığı hususları araştırılmalıdır.
Somut olayda, davacı vekili şirketin nama ya da hamiline yazılı hisse senedi bulunmadığını ileri sürmüştür. Eğer ortaklık pay senedi bastırmamış veya muvakkat ilmühaber düzenlememiş ise azınlık hakları pay defteri ile belirlenir. TTK.nun 366 ve 367 nci maddelerinde pay senedi tevdiinden söz edilmediğine göre bunların pay senedi tevdii etmeleri zorunlu değildir. Ancak, mahkemece gerekli görüldüğü takdirde teminat istenebilir. O halde, mahkemece hisse senetlerinin tevdii edilmediğinden bahisle davanın reddi doğru görülmemiş ve yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde inceleme yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi için kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda ( 1 ) ve ( 2 ) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy