(6762 S. K. m. 1301) (818 S. K. m. 51, 145, 147) (1086 S. K. m. 91, 93, 94, 95)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Karapınar Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 10.09.2003 tarih ve 2002/42-2003/148 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi Yemen ve Abdulnasır G vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Deniz Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacının, TTK.nun 1301 nci maddesi hükmüne dayalı olarak davalılar aleyhine açtığı rücu davası sonucunda mahkemece davanın Yemen ve Abdulnasır G yönünden kabulüne, Metin G yönünden ispatlanamaması ve A Sigorta A.Ş. yönünden feragat nedeniyle reddine dair kararı, davalılar Abdulnasır G ve Yemen G temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalılar Yemen ve Abdulnasır G vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, kasko sigorta Sözleşmesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir. Davalılar, sigortalı araca zarar veren aracın sürücüsü, maliki ve trafik sigortacısıdır. Davalılar, muhtelif sebeplerle davacıya karşı Borçlar Kanununun 51. madde hükümleri gereğince eksik teselsül hükümlerine göre müteselsilen sorumlu olup, tazminatın nihai sorumlusu araç sürücüsüdür. Davacı, tam teselsülde olduğu gibi, bütün zararının tazminini müteselsil borçlulardan her ikisinden isteyeceği gibi birisinden de isteyebilir. Borçlar Kanunu'nun 145. maddesi hükmüne göre, sorumlulardan birinin zararı ödemesi halinde, diğerleri bu oranda borçtan kurtulurlar. Ancak, müteselsil borçluların borçtan tamamen veya kısmen kurtulabilmeleri, alacaklının bilfiil tatmin edilmiş olması halinde söz konusudur. Bunun aksinin kabul edilebilmesi için ya alacaklının teselsülden açıkça feragat etmiş olması, yahutta böyle bir feragatın durumdan kesin olarak anlaşılması lazımdır. Yine, Borçlar Kanunu'nun 147. madde hükmüne göre, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her biri ödediği miktar oranında alacaklının haklarına halef olacağına ve alacaklının diğerleri zararına, müteselsil borçlulardan birinin durumunu iyileştirdiği takdirde bu fiilin neticelerini şahsen tahammül edeceğine dair hükmüne havidir.
Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklamalar ışığında, davacı vekilinin son celse A Sigorta Şirketi yönünden davadan vazgeçtiğini beyan etmesi nedeniyle mahkemece, bu davalı yönünden davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, kararı davacı taraf temyiz etmemiştir. Davacı bu durumda, davalı sigorta şirketinin durumunu iyileştirirken diğer müteselsil borçluların iç ve dış ilişkideki durumlarını ağırlaştırmıştır. Bu nedenle eyleminin sorumluluğuna katlanması gereken davacı sigorta şirketi olup, feragatten diğer davalıların yararlanması gerekmektedir. O halde, mahkemece, davalıların sorumlu olduğu miktarın, sigorta şirketinin kaza tarihinde geçerli poliçe limitini aşan kısmı olduğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar Yemen ve Abdulnasır G vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar Yemen ve Abdulnasır G vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy