(6762 S. K. m. 23) (2004 S. K. m. 67)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Gebze Asliye 3.Hukuk Mahkemesi'nce verilen 25.10.2002 tarih ve 2002/281-2002/648 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Pınar Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı firma ile yaptığı anlaşma ve düzenlenen faturalar karşılığı yaptığı tahmil, tahliye ve nakliye işlerinden ötürü alacaklı durumda olduğunu, alacağın ödenmemesi üzerine icra takibine geçildiğini, ancak davalının haksız olarak itirazda bulunduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline ve icra-inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketin faturalara dayalı borcu bulunmadığını, bu nedenle davacıya iade faturaların gönderildiği, davacının bunlara itiraz etmediğini savunarak, davanın reddine ve %40 oranında tazminata karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın reddine ve davacının kötüniyetli olduğu kanıtlanamadığından, davalının kötüniyet tazminatı talebinin de reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taraflar arasında akdedilen anlaşma uyarınca davacı şirketin davalıya verdiği hizmetler karşılığı düzenlediği fatura bedellerinin tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Taraflar arasında yazılı bir anlaşma bulunmadığı ancak dosyada mevcut yazışmalar ve davalı tarafın savunmasına göre, davacı K'a dökme malların tahmil ve tahliye bedellerinin ödeneceğinin kararlaştırıldığı ve taraflar arasında faturaların düzenlenmesine neden olan akdi bir ilişkinin varlığı dosya içeriği ile sabit bulunmaktadır. Uyuşmazlık, takibe konu faturalar nedeniyle davacının davalıdan alacağı bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Tarafların ticari defter kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda, davalı şirketin ticari defterlerinde davacı tarafından düzenlenen ve takibe dayanak yapılan faturaların kayıtlı olduğu ve davalı firmanın iade faturaları kesmek ve davacı firmanın cari hesap borcuna işlemek suretiyle davacıya borcunun görülmediğini, davacının ise defter kayıtlarında davalı firma tarafından kesilen iade faturalarından 3.059.550.000.-TL.lık miktara ilişkin iade faturasının kabul edilerek davalı firmanın hesabına alacak olarak kaydettiğini, davalı tarafından düzenlenen diğer iade faturalarını ise hesaplarına almadığı belirtilmiştir. Ayrıca, davalı tarafından davacı firmaya banka kanalıyla 617.319.300.-TL.sının ödeme yapıldığı da belirlenmiştir. Buna göre, taraflar arasında hukuki bir ilişkinin bulunduğu anlaşıldığından, TTK.nun 23/2 nci maddesinde düzenlenen "faturayı alan kimse aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır" hükmünün somut olayda dikkate alınması gerekir. Davalı firma davacının düzenlediği takibe konu faturaları ticari defterlerine işlemiş, daha sonra iade faturaları düzenlemiştir. Bu iade faturalarından sadece biri davacı tarafın defter kayıtlarında bulunmaktadır. TTK.nun 23 ncü maddesi uyarınca davalıya tebliğ edilen faturalara süresinde bir itirazı olup olmadığının belirlenmesi gereklidir. Davalı tarafından süresinde yapılmış bir itiraz yok ise, davalının kabul ederek defterlere işlediği faturalar için sonradan iade faturaları düzenlenmesi kendisinin yararına bir sonuç doğurmaz. Ancak, davacının davalı tarafından düzenlenen iade faturalarından birini ticari defterine işlediği ve bankadaki hesabına yapılan ödemeyi de kabul ederek 617.319.274.-TL.sını takipte talep ettiği miktardan indirmek suretiyle itirazın iptali davasını açmış olduğunun anlaşılmasına göre, bu miktarların indirilmesinden sonra kalan kısma yönelik olarak düzenlenen faturalara davalının süresinde bir itirazda bulunup bulunmadığı araştırılarak ortaya çıkacak sonuca göre bir değerlendirme yapılması gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy