(818 S. K. m. 42, 43)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 3.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 17.10.2003 tarih ve 2002/50-2003/1144 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilince davalı sigorta şirketi aleyhine hayat sigorta poliçesi teminatının ödenmesi için dava açıldığını, 03.07.1992 tarihinde açılan bu davada 180.000.000.-TL ölüm teminatının %30 yasal faiziyle tahsiline karar verildiğini, anılan tazminatın icra kanalıyla 18.07.1994 tarihinde 114.750.000.-TL gecikme faiziyle birlikte davalı tarafından ödendiğini, ödeme tarihine kadar iki defa ekonomik kriz meydana geldiğini, munzam zararının doğduğunu iddia ederek, 500.000.000.-TL tazminat alacağının 18.07.1994 tarihinden işleyecek yasal temerrüt faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın 2 yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığını, munzam zarar talep etme koşullarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, munzam zarar alacağının asıl alacaktan bağımsız bir alacak olduğu, BK.nun 125 nci maddesine göre 10 yıllık zamanaşımına tabi bulunduğu, davacının 423.353.696.-TL tutarında munzam zararının tespit edildiği, BK.nun 42 ve 43 ncü maddelerine göre %15 oranında indirim yapılması gerektiği, faiz istemi bakımından da asıl alacaktan ayrı olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 359.850.642.-TL.nın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan munzam zarar istemine ilişkindir.
Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gerekse Dairemizce Türk Lirası borçlarının ödenmesi nedeniyle oluşan munzam zararın hesabında ilke olarak, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut mal sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarf edileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılmaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK.nun 42 ve 43 ncü maddeleri çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.
Somut olayda, mahkemece anılan yönteme uygun olarak davacının munzam zararının tespiti bakımından bilirkişi incelemesi yaptırılarak hüküm kurulmuştur. Ancak, zarar hesabı yapılırken, esas alınan ekonomik unsurların ortalaması bulunduktan sonra BK.nun 42 ve 43 ncü maddeleri değerlendirilerek zararın belirlenmesi, daha sonra davalının yaptığı ödemenin mahsubu sonucu kalan miktarın munzam zarar olarak tespit edilmesi gerekirken, yazılı şekilde hesaplama yapılması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davalı yararına BOZULMASINA, temyiz harcı peşin alındığından davacıdan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 29.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy