(6762 S. K. m. 370, 381) (818 S. K. m. 19, 20, 163) (4721 S. K. m. 5)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Bursa Asliye 1. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 26.02.2003 tarih ve 2002/254-2003/104 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 05.04.2005 günde davacı avukatı S. Akdağ ile davalılardan TC Sanayi Bakanlığı avukatı Faik Tanlı gelip, diğer davalılar avukatları tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirket hiçbir hukuki ve fiili ilişkisi olmamasına rağmen şirketin 29.07.1998 tarihinde yapılan genel kurul toplantısı hazirun cetvelinde adının yer aldığını ve vekaleten temsil edildiğinin belirtildiğini, müvekkilinin ortak olmadığını ve kimseye vekalet vermediğini, genel kurul öncesi işlemlerin TTK ve Sermaye Şirketlerinin Genel Kurulları ve bu toplantıda bulunacak Bakanlık Komiserleri Hakkındaki Yönetmelik'in amir hükümlerine aykırı olduğunu, zira, çağrı merasime uyulmadığını, genel kurulu oluşturmayan ve hiçbir yetki ve sıfatı bulunmayan kişilerin şirketi yönetim kurulundan yoksun bıraktığını, genel kurulun, yönetim kurulu üyeleri seçimi ve önceki yönetimin ibrasını ilgisiz kişilere bırakarak görev ve yetki devir yasağına aykırı davrandığını, meşru yönetim tarafından hazırlanmış bir hazirun cetveli bulunmadığını, genel kurula katılım için verilmiş bir vekaletname ve onaylı imza sirküsü bulunmadığını, önceki yönetim ve denetim kurulundan hiçbirisinin toplantıya katılmadığını, bu nedenlerin yokluk ve butlanla sakatlık sonucunu doğurduğunu, davalıların hukuka aykırı bu işlemleri nedeniyle müvekkilinin ev eşyalarının haciz edilip muhafaza altına alındığını ve taşınmazının satışa çıkarıldığını ileri sürerek, genel kurul toplantısının yoklukla sakat ve butlan nedeniyle batıl olduğunun tespitine, tespit hükmü gereğinin Ticaret Sicil Müdürlüğü'nce yerine getirilmesi yönünde ve 1 milyar TL. maddi, 1 milyar TL. manevi tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, hazirun cetvelinin şirket pay defterine dayanılarak yönetim kurulu tarafından hazırlandığını, sorumluluğun yönetim kuruluna ait olduğunu toplantı tutanağının da divan ve komiser tarafından imzalandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Ticaret Sicil Müdürlüğü temsilcisi davanın reddini istemiştir.
Davalı Oda vekili, husumet itirazında bulunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara ve davalı şirketin ticaret sicil kayıtlarına göre davacının 4488 adet hisse ile davalı şirkete ortak olduğu ve şirketin 29.07.1998 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında hazirun cetvelinde kaydının bulunduğu, vekaleten oy kullandığı, alınan kararlara muhalefetinin olmadığı, TTK. nun 381. maddesinde öngörülen sürede iptal davası açmadığı gibi, muhalefet şerhi koyulmadığından dava şartının da oluşmadığı, TTK. nun 381. maddesinin özel düzenleme olması karşısında genel hüküm niteliğindeki BK.nun 19/20 maddelerinin genel kurul kararlarının iptali hakkında uygulanmayacağının doktrin ve bilimsel görüşler ile de gördüğü gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, davalı şirketin ortağı olmadığı halde kendisinin ortak gibi gösterilip genel kurul toplantısı yapıldığı iddiasıyla açılmış genel kurul kararlarının yoklukla sakat olduğunun tespiti ile bu yüzden uğranılan maddi/manevi zararların tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının, davalı şirket kayıtlarında ortak olarak gösterildiği ve genel kurul kararlarının iptali açısından özel düzenleme niteliğindeki TTK. nun 381 nci maddesi koşullarının oluşmadığı, özel düzenleme yerine BK.nun genel hükümlerinden olan 19-20 maddelerinin genel kurul kararlarının iptalinde uygulanamayacağı gerekçesiyle, dava reddedilmiştir.
Böyle bir uyuşmazlıkta öncelikli olarak davacının, genel kurul kararlarının iptali istenen davalı şirketin ortağı olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Zaten davacı da iddiasını, şirket ortağı olmadığı vakıasına dayandırmıştır.
Dosyaya sunulu ve 2. sayfasında davacının imzası olduğu açıkça kabul edilen protokole göre, şirketin protokol tarihindeki bir kısım ortakları pay devreden, davacı ve diğer imzacılar ise devralanlar olarak gruplandırılmış, devredenlerin hisse bedeli tutarı belirlenerek 31.12.1998 tarihine kadar bu tutarın ödenmesi, aksi halde bu tarihten sonra DM cinsinden pay devir bedeli ödeneceği ve toplam bedelin 103.500 DM olduğu, bu tutarda bir teminat senedinin devreden yere verileceği, ayrıca şirketin borçları açısından da 200.000 DM.lik teminat senedinin yine devredenlere verileceği belirtilmiştir. Protokolde kimin ne kadar hisseyi kime devrettiği açıkça gösterilmemiştir.
Şirketin anasözleşmesine göre, hisse senetleri nama yazılıdır ve hisse devir yönetim kurulunun iznine tabi tutulmuştur.
Nama yazılı hisse senetlerinin devri, TTK. nun 416. maddesine göre ciro ve teslim yoluyla mümkündür. Devrin, şirkete karşı hüküm ifade etmesi ise pay defterlerine kayıt ile olur. Ancak davalı şirketin nama yazılı pay senedi çıkarıp çıkarmadığı da dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Eğer pay senedi çıkarıldı ise yukarıda belirtildiği gibi ordta ve teslim, çıkarılmamış ise TTK. nun 411/2. maddesi gereğince BK.nun alacağın temliki hükümleri gereğince devrin geçerli olup olmadığının tespiti gerekmektedir.
O halde, dosyaya sunulu protokol geçerli bir pay devir sözleşmesi niteliğinde olmayıp, BK.nun 163/2 nci maddesi gereğince devir amaçlı hazırlık işlemi niteliğindedir. Ancak, protokol çerçevesinde devredenlere bono verildiği ve bu bono ile de davacı aleyhine icra takibi yapıldığı anlaşılmaktadır. Ancak pay devirleri tekemmül ettirildiği ve bu nedenle bononun alacaklısı tarafında icar takibine konulduğu belirlenip davacının şirkete ortak olduğu sonucuna varıldığı takdirde, dava konusu edilen genel kurul toplantısının TTK. nun 370 maddesi gereğince çağrısız olarak yapıldığı gözönünde tutularak davacının toplantıda kendisini temsil etmek üzere vekaletname verip vermediğinin saptanması gerekmektedir. Zira, TTK. nun 370 nci maddesine göre çağrısız toplantı yapılabilmesi tüm ortakların asaleten yada vekaleten hazır bulunması ve toplantıya itiraz edilmemiş olması koşuluna bağlıdır. Ortaklardan birinin hazır bulunmaması veya itiraz etmesi durumunda çağrısız toplantı yapılması mümkün olmadığı gibi alınan kararlar da geçerli bir karar olmaz.
Mahkemece, yukarıda açıklanan kriterlerin ayrı ayrı belirlenip davacının ortak olup olmadığı konusunun çözümlenmesi ve raporuna göre karar verilmesi, MK. nun 5 nci maddesi hükmünde gözetilerek BK.nun 19 ve 20 nci maddeleri ile ilgili iddiaların değerlendirilmesi gerekir iken yazılı gerekçeyle eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, takdir edilen 400.00 YTL. duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07.04.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy