(6762 S. K. m. 329)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Karaman Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 14.11.2002 tarih ve 2001/227-2002/455 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı şirkete 28.03.2001 tarihinde ilk kez emanet para verdiğini, daha sonra da vermeye devam ettiğini, cari hesap ekstresinde bunların yer aldığını, kar payları ile birlikte bu paraların 53.605 DM.na ulaştığını, davalının bu paralar karşılığında 209 hisse bulunduğunu savunduğunu oysa bu paraların 209 hisseden çok fazla (26.802) hisseye karşılık geldiğini, bu durumun paraların emaneten verildiğinin bir işareti olduğunu, bu paraların devraldığı hisse senetlerinin bedeli olarak devredenlere ödediği paralar dışında kalan ve şirkete ödediği emanet paralar olduğunu, şirketin aldığı paralara karşılık makbuz verdiğini, dava ve 30.10.2001 tarihli dilekçesinde ileri sürerek, şimdilik 9757 nolu makbuzla ödenen 5000 DM.nın tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, yanıt ve 19.12.2001 tarihli dilekçesinde, davacının dava dışı kişilerden devraldığı hisselerin ve bedellerinin yazılı olduğu makbuzların, bu hususların tespiti amacıyla müvekkilince düzenlenip davacıya verildiğini, davacıdan emanet para alınmadığını, kar payı dağıtım kararı da alınmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, cari hesap ekstresinin davalı kayıtlarında yer almadığı, davacının iddiasını yazılı ve kesin delillerle kanıtlayamadığı, makbuzlarda yazılı meblağın davacının dava dışı devredenlere ödediği meblağlar olduğu ve bunları davalıdan isteyemeyeceği, zira makbuzlarda, bu meblağların hisse senetleri karşılığı alındığının yazılı olduğu, davacının TTK.nun 329 ncu madde hükmü karşısında, hisse senetlerini davalı şirkete esasen devredemeyeceği için davalının satın almış olamayacağı gerekçeleriyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava, davacının davalı şirkete verdiğini iddia ettiği borç paraların tahsili istemine ilişkindir.
Davacı cari hesap ekstresinde, tanık beyanlarına tahsil makbuzlarına ve yemin deliline dayanmıştır. Davalı taraf ise, cari hesap ekstresine, şirketin defter ve kayıtlarına ayrıca yemin deliline dayanmıştır.
Hükme esas bilirkişi raporunda, davalı şirket defterinde ve kayıtlarına cari hesap ekstresine ve tahsil makbuzlarına rastlanmadığı savunmasına itibar edilerek, dava reddedilmiştir.
Oysa, öncelikle davacı defterlerinin kapanış tasdiklerinin bulunmadığı hükme esas bilirkişi raporunda belirtilmiştir. Mahkemece, bu yön tartışılmamıştır.
Öte yandan, cari hesap ekstresinde yer alan meblağlar ve tarihler tahsil makbuzlarındaki meblağlar ve tarihle birebir örtüşmektedir. Davacının hisseleri devraldığı tarihler ile tahsil makbuzlarındaki tarihler birbirinden farklıdır. Davacının sahibi olduğu hisse senetlerinin sayısı olan 209 ile makbuzlarda yazılı hisse senetlerinin sayısı uyum göstermemektedir. Cari hesap ekstresinde imzası bulunanlardan birinin şirketin denetim kurulu üyesi olduğu bilirkişi raporunda bildirilmiştir. Makbuzlardaki tahsil eden olarak imzası bulunanların şirket yetkilileri olduğu davalı tarafın da kabulündedir. Davacı şirketin kendisine gönderdiğini ve borç para istediğini iddia ve ibraz ettiği bir mektuba da dayanmıştır. Dava dışı bir ortaktan aynı tür tahsil fişi ile emanet para toplandığına ve sonrasında tediye fişi ile geri ödendiğine ilişkin iddiayı içeren yazılı belgeleri davacı ibraz etmiştir. Davacı tanıkları, şirketin mevcut uygulamasını anlatarak, makbuzlarda hisse senetlerinin yer almasının nedenini başka türlü açıklayamamışlardır. Davacı, itiraz dilekçesi sunarak rapora itiraz da etmiş ve şirketin kuruluşundan ve devir tarihlerinden önce de borç para verdiğini iddia etmiştir.
Mahkemece, bu hususlarda bir tartışma ve değerlendirme yapılmamıştır. Mahkemenin TTK.nun 329 ncu maddesi ile ilgili gerekçesi de isabetli değildir. Zira, davacının dayandığı makbuzların, TTK.nun 329 ncu maddesi ile çelişebilmesi için, makbuzlarda tahsil eden olarak davacının yer alması gerekirken, devir eden ve devir alanlar arasındaki devirlere konu hisse senetleri ve meblağlarının, davalı ile davacı arasındaki cari hesaba konu edilmesi ve ayrıca şirketin para tahsil için bastırdığı makbuzlarda yer alması hayatın olağan akışına pek uygun düşmemektedir.
Bu durumda, mahkemece açıklanan bu yönler üzerinde de durulması, sonuca etkili olabilecek bu noktaların da tartışılması, değerlendirilmesi, tarafların en son yemin deliline de dayandıklarının da gözetilmesi, hakkaniyete ve adalete de uygun bir sonuca gidilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA; (2) nolu bentte açıklanan nedenle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 05.04.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy