(6762 S. K. m. 1281, 1292/3)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İzmir Asliye 5.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 09.10.2003 tarih ve 2002/44-2003/825 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Pınar Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait aracın davalı sigorta şirketine kasko poliçesi ile sigortalı olduğu dönemde hasarlanarak hurda haline geldiğini ancak davalının müvekkilinin zararını karşılamadığını ileri sürerek, şimdilik 12.205.000.000.-TL.sının davalıdan faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu hasarın belirtilen yer ve zamanda meydana gelmemesi nedeniyle teminat dışı kaldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının zorunlu haller dışında rizikonun gerçekleştiği yer veya şeylerde değişiklik yapmamak yükümlülüğüne uymadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, davalı şirkete kasko poliçesi ile sigortalı aracın hasarlanması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Sigorta sözleşmeleri gerek kuruluşları sırasında, gerek devamlarında, gerekse rizikonun gerçekleşmesi aşamasındaki ihbar yükümlülükleri bakımından iyiniyet esasına dayalı sözleşme türlerindendir.
Taraflar arasında geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sigortacı sorumlu olduğu gibi, TTK.nun 1281 nci maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Ancak, olayın sigortalının iddia ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmiş olması halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5 nci maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir. İlkeler bu şekilde olmakla beraber; sigortalı Kasko Poliçesi Genel Şartları'nın 1.5 nci maddesi ve TTK.nun 1292/3 ncü maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbarda bulunma mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu teminat içinde kalacak şekilde ihbar ederse ispat külfeti yer değiştirip, oluşan rizikonun teminat içinde kaldığının ispat külfeti sigortalıya geçer.
Açıklanan bu ilkeler doğrultusunda somut olaya bakıldığında, davacı taraf aracın 18.07.2002 tarihinde saat 01:00 sıralarında Armutlu Beldesi sınırları içinde, sürücü Refik Ö'ün kullanımında iken ön lastiğinin patlaması sonucu tek taraflı, maddi hasarlı trafik kazasının gerçekleştiğini ileri sürmüş ve bu hususta düzenlenen kaza tespit tutanağına dayanmıştır. Kaza tutanağı incelendiğinde aynı tarihte ve saat 01:15 sıralarında kaza mahalline gelindiği, aracın ön lastiğinin yarılmış olduğu belirtilerek, kazanın oluşumu ve araçtaki hasar durumu tespit edilmiştir. Ancak, daha sonra davalı şirket müfettişince yapılan ihbar sonucu aracın başka yerde ve değişik bir tarihte hasarlandığı kanaatiyle kaza tutanağı iptal edilmişse de, davalı sigorta şirketi müfettişine beyanda bulunan tanıkların yargılama aşamasında verdikleri ifadelerde davacıya ait aracın davalı sigorta şirketinin iddia ettiği şekilde hasarlanmadığını belirtmiş olmalarına göre de, kaza tutanağı, tanık beyanları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre aracın trafik kazası sonucu hasarlandığı sabit olmuştur. Tanık beyanları savunmayı doğrulamamaktadır. Davalı sigorta şirketi iddiasını kanıtlayamamıştır. Bu nedenle meydana gelen hasar sigorta teminatı içindedir. Eğer davalı şirket meydana gelen hasarlanmanın teminat dışında kaldığını iddia ediyorsa genel kural uyarınca bunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde bile, bu oluş şeklinin teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir. Mahkemece, bu ilkeler göz önüne alınmaksızın ve davalının savunmasının da ispatlanamamış olmasına rağmen yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy