(1086 S.K. m.163)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İzmir Asliye 2. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 16.10.2003 tarih ve 2002/298-2003/827 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi 0.0. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirket ortağı olduğunu, şirketin iyi yönetilmemesi nedeniyle zarara uğratıldığını, son olarak yüksek miktarda borca sahip bir başka şirketle birleştirilmek istendiğini ileri sürerek, 12.04.2002 tarihinde yapılan genel kurulun kanuna, iyi niyet kurallarına ve ana sözleşmeye aykırı olması nedeniyle iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının kötü niyetli olduğunu, iddialarının soyut olup, hangi kararların iptalinin istendiğinin belirtilmediğini, genel kurulda alınan kararların usule ve kanuna uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre, bilirkişi incelemesi yaptırılması amacıyla istenilen ücretin davacı tarafından verilen kesin süreye rağmen yatırılmadığı, dosyadaki mevcut delillerin davacının davasını ispata yeterli olmadığı gerekçesiyle, kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir.
H.U.M.K.'nun 275. maddesine göre mahkeme; çözümü teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi incelemesine karar verebilir. Mahkemece bu hükme göre bilirkişi incelemesi yaptırılması düşünülmüş ise de, bilirkişi ücretinin yatırılmaması nedeniyle kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
H.U.M.K.'nun 163. maddesine göre kanunun tayin ettiği müddetler kesin olduğu halde, hakimin tayin ettiği süreler kural olarak kesin değildir. Hakim kendi tayin etmiş olduğu bir süreyi, süre geçmeden azaltıp, çoğaltabileceği gibi, süre geçtikten sonra tarafa isteği üzerine ikinci bir süre de verebilir. Hakim tayin ettiği bir sürenin kesin olduğuna karar vermişse sürenin kesin olduğunun hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede ara kararında açık bir şekilde yazılması, yapılması gereken işlerin neler olduğunun belirtilmesi, tanınan sürenin yeterli ve elverişli olması, süreye uyulmamasının doğuracağı sonuçların açıklanması ve tarafların uyarılması gerekir.
Mahkemece, ilk olarak 21.03.2003 tarihli celsede bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş ise de bu konuda oluşturulan ara kararı usulüne uygun değildir. Zira H.U.M.K.'nun 275. maddesi kapsamında kalmayan genel kurul kararlarının ayrık tutulması suretiyle düzenlenecek ara kararında, bilirkişilerin hangi kararlara ilişkin görüş bildirmesi gerektiğinin tereddüde yer bırakmayacak şekilde gösterilmesi gerekmektedir. O halde, mahkemece anılan hükümlere uygun ara kararı tesis edilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde usulüne uygun düzenlenmeyen ara kararından hareketle ve yazılı nedenlerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24.01.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy