(818 S. K. m. 249)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Mersin Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 21.10.2003 tarih ve 1999/1151-2003/1297 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ahmet Susoy tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalıya ait Mersin-Kıbrıs arasında sefer yapan Bandırma feribotunda mağaza kiraladığını, feribotun Mersin Limanı'na demirlediği 11.10.1998 günü gemi içerisinde bulunan mağazanın lumbozunun menteşeleri sökülmek suretiyle içeriye giren kişilerin mağazada bulunan bir miktar sigara ve votkayı çaldığını, davalının içeriden kapatılan mağazayı penceresinin menteşeleri dışarıdan sökülerek açılabilir nitelikte bulundurmakla ve ayıplı bir şekilde kiralananı teslim etmekle idare zararına yol açtığını ileri sürerek, (11.370) DEM.in olay tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının kiralananı görerek, o andaki durumunu kullanmaya uygun olarak kabul edip, sözleşme imzaladığını, kira müddeti içerisinde de anılan noksanlıkla ilgili müvekkilinden bir talepte bulunmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporuna nazaran, davalının BK.nun 249/1. maddesinde öngörülen kira süresince kiralananı sözleşmede amaçlanan şekilde kullanmaya elverişli bulundurma borcunu ifada kusurlu bulunduğu, davacının olayda müterafık kusuruna rastlanmadığı gibi, tazminat miktarına da itiraz olmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dava, davacı kirasında bulunan davalıya ait feribot içerisindeki mağazada meydana gelen hırsızlık olayı sonucu ortaya çıkan zararın, kiralananın ayıplı olduğundan bahisle kiralayandan tazmini istemine ilişkindir.
Akitle amaçlanan kullanma biçim tayin edilirken akde göre şeyin tahsis yönü, mahalli örf ve kiralayanın tek taraflı olarak temin ettiği nitelikler dikkate alınır. Eğer kiracı, şeyi akdin tamam olmasından önce gezmiş veya muayene etmişse, şeyin o andaki halini kullanmaya elverişli olarak kabul etmiş sayılır. Kiracı şeyde sonradan ortaya çıkan gizli ayıpları da derhal kiralayana haber vermelidir, aksi takdirde, hele kirayı da ihtirazi kayıt ileri sürmeden ödemişse ayıba karşı tekeffülden doğan haklarından da feragat etmiş sayılır. Bu kısa açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde, taraflar arasındaki kira ilişkisi 1992 yılından itibaren başlamış olup, kiralananın o tarihten zararlandırıcı eylemin meydana geldiği tarihe kadar lumbozunun değiştirilmediği anlaşılmaktadır, yani, davacı kiracı kiralananın mevcut durumunu bilmektedir, gemi lumbozunun dışarıdan açılabilmesi halinin gizli ayıp olduğundan da söz edilemez, kaldı ki, böyle bir ayıbın varlığı kabul edilse dahi, ayıp davacı kiracı tarafından davalı kiralayana bildirilmediği gibi, taraflar arasında kira parasının ödenmesine ilişkin bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır. Tüm bu açıklamalar ışığında, davacı iddiasının hukuki bir dayanağı bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, olaya tatbik imkanı bulunmayan BK'nun 249/1.maddesi hükmü dayanak gösterilerek ve alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişki dahi giderilmeden yazılı şekilde ve yanlış gerekçe ile hüküm tesisi hatalı olmuş ve kararın açıklanan nedenle davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.03.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy