(1163 S. K. m. 23) (1086 S. K. m. 39, 40)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Yumurtalık Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 17.07.2003 tarih ve 2002/232-2003/152 sayılı kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davalı ve mukabil davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 08.03.2005 günde davalı mukabil davacı avukatı Şükran Bulduk gelip davacı ve mukabil davalı avukatı tebligata rağmen gelmediği, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin kooperatif üyesi iken ihraç edildiğini, ihraç kararının mahkemece iptal edildiğini, ancak iptal davası devam ederken müvekkilinin yerine ortak olarak kabul edilen davalıya davacıya tahsis edilen konutun tahsis edilip davalı adına tapuya tescil edildiğini, anılan tahsis ve tescilin iyi niyetli olmadığını zira davalının kooperatif başkanının gelini olduğunu ve ceza davasında yöneticinin mahkum edildiğini ileri sürerek, davalı adına yapılan yolsuz tescilin iptaline ve müvekkili adına tapuya yazımına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, birleşen davanın davacısı vekili, davacının ihracından sonra müvekkilinin kooperatife üye olduğunu ve tüm edimlerini yerine getirerek taşınmazın adına tescil edildiğini ancak, hiçbir haklı nedene dayanmaksızın davacının taşınmaza 09.11.2000 tarihinden beri tecavüz ve elatmasının bulunduğunu ileri sürerek, asıl davanın reddi ile birleşen davada elatmanın önlenmesi ve 2.500.000.000 TL ecrimisilin davalıdan tahsilini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara göre, davacının kooperatif üyesi iken ihracına karar verilmesi üzerine bu karar kesinleşmeden davalının ortaklığa kabul edildiği ve davacıya kurada isabet eden konutun davalıya tahsisi ve ferdi mülkiyete geçişte davalı adına tapuya tescil edildiğini, henüz ihraç kararı kesinleşmeden davacının yerine yeni ortak alınmasının iyiniyetten yoksun olduğu, kooperatif yöneticisinin bu usulsüz işlemleri nedeniyle ceza davasında mahkum oldukları, çıkarma kararının usulsüz olması nedeniyle mahkemece iptal edildiği ve kesinleştiği bu durumda davacının yeni ortak olmayıp iptal kararı ile mevcut ortaklığının devam ettiğini, davalının, kooperatifin eski başkanının gelini, hatta bir dönem de yönetim kurulu üyesi olması ve aslında kooperatifin üyelerinin akraba olmaları nedeniyle mevcut durumu bildikleri ve bu nedenle iyi niyetli olmadıkları gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile davalı adına tescilin iptaline, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davalı- birleşen dava davacısı vekili temyiz etmiştir.
1-) Davacı, kooperatifin ortağı iken iki ayrı karar ile ortaklıktan çıkarılmış hemen akabinde yerine davalı ortak olarak alınmış tahsis edilen konut davacı adına tapuya tescil edilmiştir. Davacının ihracına ilişkin kararlar mahkemece iptal edilerek ortaklığın baştan beri devam ettiği belirlenmiştir. Mahkemece, davacının kooperatiften çıkarılmasına ilişkin karar kesinleşmeden iyiniyete aykırı olarak davalının ortak olarak alındığı ve buna dayalı olarak davalı adına tescil edilen konutun davacı adına tapuya yazımına karar verilmiştir.
Davacının kooperatiften çıkarılmasının nedeni, aidat borçlarının ödenmemesine dayandırılmıştır. Bu borçların ödenip ödenmediği dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Zaten kooperatifin taraf olmadığı davada bu yönde bir araştırma yapılması da mümkün değildir. Ancak, kooperatifin tasfiye kararı almış olmasına rağmen tasfiyenin kapanıp kapanmadığı da belli değildir.
1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 23. maddesine göre ortaklar bu kanunun kabul edildiği esaslar dairesinde hak ve yükümlülüklerde eşittirler. Bu eşitlik ilkesi gereğince, davacının borcu olmasına rağmen diğer ortaklara nazaran konut sahibi olması düşünülemez. O halde, mahkemece davacının ortağı olduğu kooperatif aleyhine dava açması için HUMK'nun 39 ve 40. maddeleri gereğince süre verilmesi, açılacak davanın eldeki dava ile birleştirilmesi ve davacının kooperatife olan borcunun belirlenmesi gerekli iken, yazılı şekilde davanın iki ortak arasında görüşülüp çözümlenmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2-) Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.03.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy