(1163 S. K. m. 16)
Taraflar arasında görülen davada Sarayköy Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 05.03.2003 tarih ve 2002/93-2003/37 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hâkimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı kooperatif yönetimine 05.11.2001 tarih ve 30 sayılı karar ile müvekkilinin ihraç edildiğinin bildirildiğini, bunun üzerine geçici süre için faaliyetine son verdiğini, en kısa zaman içinde araç alacağını kooperatife 01.02.2002 tarihli cevabi ihtarname ile bildirdiğini, davalının 18.03.2002 tarihinde ihtar çekerek 07.03.2002 tarihinde kesin çıkış kararı verdiklerini müvekkiline bildirdiğini, gerekçesi ve şekli belli olmayan birbirini sonuç olarak kabul eden hukuka uygun olmayan bu kararlar ile kötü niyetli olarak ihraç edildiğini, bazı üyelerin ihraç edilmeyerek eşitsizlik yaratıldığını ileri sürerek, ihraç kararının iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kararın hukuka uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, davacıya minibüs alarak çalışmaya başlanması için süre verildiği halde, minibüs satın almadığı, üyelik koşulunu kaybettiği için ana sözleşmeye göre doğru olarak ihraç edildiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı kooperatifin yönetim kurulunca alınan ihraç kararının iptali istemine ilişkindir.
Davalı yönetim kurulunun 05.11.2001 tarih ve 30 sayılı ihraç kararı noter aracılığı ile tebliğe çıkarılmış ise de, bu kararın hangi tarihte tebliğ edildiği dosya kapsamından anlaşılamadığı gibi, bu kararın tebliğ tarihinin, dolayısıyla 10.04.2002 günü açılan davanın, 3 aylık hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığının üzerinde mahkemece durulmamıştır. Ne var ki, davacı, bu kararın tebliği üzerine davalıya gönderdiği 01.02.2002 keşide tarihli cevabi ihtarnamesinde, araç satın alacağını bildirerek, ihraç kararının durdurulmasını istemiştir. Bunun üzerine davalı kooperatif yönetimi, 08.03.2002 tarihinde aldığı kararda ve bunun tebliğine ilişkin yazıda, davacının 01.02.2002 tarihli ihtarnamede süre isteminde bulunduğu, bu süre zarfında araç satın almadığı, bunun üzerine 08.03.2002 tarihinde yönetimce alınan karar ile davacının kesin ihracına karar verildiği bildirilmiştir. Davacı, yönetimce alınan bu ihraç kararlarının iptalini istemiş, mahkemece, davacının süreye rağmen araç edinmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa öncelikle, davanın sürede açılıp açılmadığı üzerinde mahkemece re'sen durulması gerekmektedir. Davacının 01.02.2002 tarihli cevabi ihtarnamesi, her halükarda, 3 ay içinde keşide edilmiş olup, bu ihtarnamedeki isteminin, hakkındaki ihraç kararına genel kurul nezdinde yaptığı bir itiraz olarak nitelendirilmesi gerektiği sonucuna varılmalıdır. Bu itirazın, ilk toplanacak genel kurula yönetimce sunulması gerekmektedir. Nitekim davalı kooperatif ana sözleşmesinin 23/4. maddesinde, yönetim kurulu tarafından verilen ortaklıktan çıkarma kararlarına itirazların incelenip, karara bağlanması genel kurulun görevleri arasında sayılmıştır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 16/3. ve ana sözleşmenin 14/2. madde hükümlerine göre, yönetim kurulunun ihraç kararına karşı genel kurula itiraz edilmiş ise, artık yönetim kurulunun ihraç kararına karşı iptal davası açılamaz. Dava, genel kurul kararına karşı ve tebliğinden itibaren üç ay içinde açılmalıdır. Zira aynı hükümde, itiraz üzerine genel kurulca verilecek karara karşı itiraz davası hakkının saklı olduğu hüküm altına alınmıştır. Somut olayda, taraflar, herhangi bir genel kurulda davacının durumu ile ilgili alınmış bir kararın varlığından söz etmemişlerdir.
Bu durumda, davacının itirazı davadan önce yönetimce genel kurula intikal ettirilmiş ve davacı ortak aleyhine davadan önce karar çıkmış ise, bu davanın yönetim kurulu kararına karşı açılmadığı, genel kurulca verilen karara karşı süresinde itiraz davası olarak açıldığı kabul edilerek, bundan sonra davanın esasına girilmesi; genel kurulca itirazın kabulüne karar verilmesi halinde, devam eden üyeliğe karşı dava açılmış olacağından davanın reddine karar verilmesi; şayet yargılama aşamasında bu itiraz genel kurula intikal ettirilmiş ise, genel kurul kararı sonucu beklenilerek bu karar davacı ortak aleyhine çıktığı takdirde davaya genel kurul kararının iptali olarak devam edilmesi; genel kurulca itirazın kabulüne karar verilmesi halinde davanın konusunun kalmayacağının düşünülmesi; böyle değil de itiraz genel kurula davadan önce ya da sonra intikal ettirilmemiş ve intikal ettirilmeyecekse, davacının ortaklık sıfatının devam ettiği dikkate alınarak bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. Dairemizin 27.04.1992 tarih ve 1940-5632 sayılı; 24.12.1998 tarih ve 7542-9324 sayılı; 30.09.2002 tarih ve 4345-8308 sayılı; 09.06.2003 tarih ve 84-6093 sayılı; 06.10.2003 tarih ve 2713-8824 sayılı ilamları bu yöndedir.
O halde, mahkemece, bu olasılıklar üzerinde durulmadan ve değerlendirilmeden davanın esasına girilmesi doğru olmamıştır.
Öte yandan, davalı kooperatif yönetim kurulu, davacıya ait aracın olmaması nedeniyle ortaklık şartlarını kaybettiğinden bahisle, davacının ortaklıktan çıkarılmasına karar vermiştir. Kooperatif ana sözleşmesinin ortaklık şartlarını belirten 10. maddesinde, kooperatife ortak olabilme şartları arasında araç sahibi olma şartı da gösterilmiş ise de, araç sahibi olunmaması, hemen üyenin ortaklık sıfatını yitirmesi sonucunu doğuracak bir neden olarak kabul edilemez. Ortağın yeniden araç sahibi olma veya ortaklığı devir etme ihtimali mümkün bulunduğundan, bu konuda ortağa uygun bir süre içerisinde araç sahibi olması yönünden bir ihtar yapılması ve bundan sonra bu şartı yerine getirmediği takdirde, ihraç edilmesi, hayatın olağan akışına, iyi niyet kurallarına ve kooperatifin amacına uygun olacağından, bu husus gözetilmeksizin davacının ihracına karar verilmesi doğru değildir. Dairemizin yerleşik uygulaması bu yöndedir. Somut olayda, davalının dayandığı ihtarnamelerde, davacıya süre verilmiş ve süreye uyulmamanın sonuçları hatırlatılmış olmayıp, sadece, ihraç kararlarının bildirimi yapılmıştır. Bu itibarla, mahkemece, davacıya süre verildiğinin kabulü doğru olmamıştır.
O halde, mahkemece, davacıya ihraç kararları öncesinde, açıklanan şekilde ihtarname tebliğ edilip edilmediği üzerinde durularak, davalı yana bu yönde kanıt sunma olanağının tanınması, sonucuna göre değerlendirme yapılması gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi, kabul şekli bakımından da doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 28.02.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy