(6762 S. K. m. 56, 57) (5846 S. K. m. 83) (5680 S. K. m. 8, 9) (5187 S. K. m. 9) (5000 S. K. m. 31) (556 S. KHK. m. 7, 14)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen 27.01.2004 tarih ve 2002/724-2004/15 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 19.04.2005 günde davacı avukatı Alper Kasar ile davalı avukatı Ülkü Harhar gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, Vatan sözcüğünün 05.11.1998 tarihinde gazete emtiası için müvekkili adına marka olarak tescil edildiğini ve 1999 yılı Şubat/Mart aylarında bu isim ile gazete yayınlamaya başladığını, ekonomik nedenlerle 1999 yılından sonra yayını durdurduğunu, davalının Vatan ibaresini çıkardığı gazetede gazete adı olarak kullandığını, Vatan ibaresinin gazete emtiası için müvekkilince maruf ve meşhur hale getirildiğini, her ne kadar 556 sayılı KHK.nun 14. maddesi gereğince markanın 5 yıl süre ile kullanılmaması durumunda iptal edilmesi gerekir ise de 5 yıllık kullanmamanın söz konusu olmadığını ve bu konuda açılmış bir hükümsüzlük davası da olmadığını, davalıların eyleminin 556 sayılı KHK.na, TTK.nun 56-57 nci maddelerine, FSEK 83. maddesine, Basın Kanunu'nun 8-9 ncu maddelerine aykırı olduğunu ileri sürerek, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, Vatan gazetelerinin ilk olarak 1940 yılında imtiyazının alındığını ve 27.08.1994 tarihinde Naim Tirali tarafından İstanbul Valiliği'ne beyanname verildiğini, gazetenin 26.08.1975 tarihinde Numan Esin'e ve en son olarak da 22.8.2002 tarihinde Serdar Mutlu'ya satılıp imtiyaz ve her türlü hakların devralındığını, gazetenin 13.08.1973-19.03.1978 tarihleri arasında fasılasız, daha sonra da fasılada yayınlandığını, davacının marka tescilinin kötüniyetli olduğunu, 556 sayılı KHK.nun 7/son maddesine dayanılarak müvekkilinin tescil başvurusunda bulunduğunu, anılan markayı ilk defa müvekkilinin seleflerinin maruf ve meşhur hale getirdiğini, Basın Kanunu'nun 8 ve 14. maddeleri gereğince Vatan Gazetesinin basım dahil her türlü hakkının müvekkiline ait olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacının 1998 yılında Özlenen Gazete Vatan ibaresini marka olarak tescil ettirdiği ve 1999 yılının Şubat/Mart aylarında muhtelif nüshalarının yayınlandığı, davalının seleflerinin ise 27.08.1974 tarihinde Vatan Gazetesi için mevküde beyannamesi aldığı ve el değiştirmek suretiyle Serdar Mutlu'ya geçtiği, 1973 yılından beri de yayınlandığı, her iki gazetede de Vatan ibaresinin bulunduğu, 556 sayılı KHK.nun 7. maddesinin son fıkrasında ayırdedicilik niteliğinin tarif edildiği ve bu hüküm gözönünde tutulduğunda davalının Vatan Gazetesini maruf hale getirdiği, buna rağmen TPE'ce davacının tescil talebinin 556 sayılı KHK.nun 7. maddesi gereğince reddedilmesi gerektiği halde tescil yapılmış olmasının davacının mücerret tescile dayanarak haksız rekabetin önlenmesini istemesinin iyiniyetten yoksun olduğu, davadan sonra yürürlüğe giren 19.11.2003 tarihli 5000 sayılı kanunun 31/2 nci maddesi gereğince de mevkute neşredenlerin 556 sayılı KHK hükümleri gereğince neşirden alıkonamayacakları, bu durumda davalının mevkute beyannamesine dayanarak kullandığı Vatan ismini kullanmasına engel olunamayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, dava yukarıda belirtildiği gibi 556 sayılı KHK.nin 7/son ve 5000 sayılı Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'un 31/2 nci maddesi gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. 556 sayılı KHK.nin 7/son maddesi, ancak bir markanın tescil tarihinden önce kullanılıp tescile konu mal ve hizmetlerle ilgili olarak ayıredici bir nitelik kazanmış ise aynı maddenin a, c ve d bentlerine göre tescilinin reddedilemeyeceğini öngörmekte olup, aynı ve ayırt edilemeyecek kadar aynı tescilli bir markaya tecavüzün önlenmesi niteliğindeki davamızda ayırtedicilik kazandığı iddia edilen henüz tescil edilmemiş markaya tescilli markaya göre öncelik hakkı tanınması mümkün olmadığından mahkemenin bu yoldaki gerekçesi yerinde değildir. Ancak 5000 sayılı Kanun'un 31/2 ve 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 9/2 maddeleri bu kanunların yürürlük tarihinde 5680 sayılı Basın Kanunu gereğince mevkute neşredenlerin 556 sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname hükümleri gereği mevkute neşretmekten alıkonamayacaklarını öngördüğünden mahkemenin bu yoldaki gerekçesi yerinde görüldüğünden hükmün bu nedenle onanması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, takdir edilen 400.00 YTL. duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 1.10 YTL. temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 06.05.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy