(1086 S. K. m. 283)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Antalya Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 13.02.2004 tarih ve 2002/1356-2004/132 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M. Lale tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkete kasko sigortalı aracının, bir kazada hasarlandığını, davalının ödeme yapmadığını ileri sürerek, şimdilik 4.265.000.000-liranın liranın temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, tespit bilirkişisi raporunun bağlayıcı olmayıp tespit rakamının da fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve benimsenen tespit bilirkişisi raporu doğrultusunda, tespit raporunun davalıya tebliğ edilmesine rağmen itiraz edilmediği, davalının bu rapora re'sen gözetilebilecek yönler hakkında itiraz edebileceği, değer kaybına ilişkin 450.000.000-lira dışındaki miktarın davalı aleyhine kesinleştiği gerekçesiyle, davayı kısmen kabulü ile 3.815.000.000-liranın temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Uyuşmazlık, delil tespiti yolu ile alınan bilirkişi raporuna, davalı yanca itiraz edilmemesi sonucunda davalı bakımından kesinleşip kesinleşmeyeceği, eş söyleyişle davalının bu rapora asıl dava sırasında itiraz edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Taraflar delil tespiti yolu ile alınmış olan bilirkişi raporuna karşı HUMK. nun 283 ncü madde hükmü gereğince, bir haftalık süre içerisinde itiraz etmezlerse, bilirkişi raporu (taraflar bakımından) kesinleşmiş olur. Artık, taraflar asıl dava sırasında, delil tespiti safhasında itiraz edilmemek suretiyle kesinleşmiş olan bu bilirkişi raporuna itiraz edemezler. Hakim, delil tespiti yolu ile alınmış bilirkişi raporuna esas davada yapılan itirazı ciddi bulmazsa (bilirkişi raporunun yeterli olduğu kanısına varırsa) yeniden bilirkişi incelemesi yaptırmadan, delil tespiti yolu ile alınmış bilirkişi raporuna dayanarak karar verebilir. Hakim, delil tespiti yolu ile alınmış olan bilirkişi raporuna esas davada yapılan itirazı ciddi bulursa (veya kendiliğinden o bilirkişi raporunu yeterli bulmazsa) yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırır. (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 1991, Cilt 3, sh. 3165-3166).
Somut olayda mahkemece yargılama sırasında, davalı savunması da gözetilerek, iki farklı bilirkişi incelemesi yaptırılmış olmasına rağmen bu raporlara itibar edilmeyerek delil tespitindeki bilirkişi rapor hükme esas alınmak suretiyle karar verilmiştir.
O halde, mahkemece, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde yargılama sırasında iddia ve savunma doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmış bulunmasına göre, bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler giderilmek ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24.03.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy