(818 S. K. m. 142, 145/2, 147/2) (2918 S. K. m. 91, 97)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İzmir Asliye 14. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 24.06.2003 tarih ve 2002/860 - 2003/522 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar Hüseyin Doğan ve Mustafa Turgut tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Gürkan Gençkaya tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacının TTK'nın 1301. maddesi hükmüne dayalı olarak davalılar aleyhine açtığı rücu davası sonucunda mahkemece davalı sigorta şirketinin ibra edilmesi nedeniyle hakkındaki davanın reddine, 531.800.000. TL'nin diğer davalılardan tahsiline dair tesis edilen hüküm davalılar H. D. ve M. T. tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava kasko sigorta poliçesine dayalı rücu istemine ilişkin olup, davalılar, kazaya neden olan aracın malik, sürücü ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısıdır.
Karayolları Trafik Kanunu'nun 91. maddesi ile işletene, sorumluluklarının sağlanması amacıyla zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırma yükümlülüğü getirilmiştir. Aynı yasanın 85. maddesi ile aracın işletilmesi sırasında 3. şahısların bedeni ve maddi zarara uğratılmasından işleten doğrudan sorumlu tutulmuş, 97. madde gereğince de zarara neden olan aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısına da zarar görenin doğrudan talep ve dava hakkı bulunduğu belirtilmiştir. Ancak, zorunlu trafik sigortacısının Zarardan sorumluluğu 93. madde gereğince belirlenen ve poliçede belirtilen teminat miktarı ile sınırlıdır.
İşleten ve zorunlu trafik sigortacılarının 3. kişilere karşı sorumluluklarının niteliği ise, kanundan doğan müteselsilen sorumluluk olup, BK'nun 142. maddesi gereğince alacaklı, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen ve kısmen edasını isteyebilecektir. Borcun tamamen edasına kadar bütün borçluların sorumluluğunun devam edeceği de aynı yasanın 142. maddenin 2 fıkrası gereğidir.
Müteselsil borçlulardan birinin alacaklıya karşı sürebileceği defiler varsa bunu diğer borçlulardan bağımsız olarak ileri sürmesi mümkün olup, bu defi sonucu kurtulduğu borç miktarının diğer müteselsil borçlulara karşı da ileri sürebilir. Bu def iler BK'nın 143. maddesinde gösterilen ve şahsi ilişkiler veya müteselsil borcun sebep veya konusundan doğan def iler olup bunların dışında ileri sürülen defiler müteselsil borçlular arasındaki rücu hakkını kaldırmaz. İşte Borçlar Kanunu'nun şimdiye kadar sözü edilen düzenlemeler alacaklıya karşı dış ilişkilerle ilgili olup borcun ödenmesinden sonra ise müteselsil borçlular arasındaki iç ilişkilerde BK'nın 144. maddesinde düzenlenmiştir.
Buna göre de müteselsil borçlular arasında aksine bir sözleşme bulunmadığı takdirde borçlulardan biri diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz. Dış ilişkide alacaklıya karşı sonuç doğurabilen böyle bir işlem iç ilişkide rücu hakkını kısmen veya tamamen kaldırıcı etkiye sahip değildir.
Buraya kadar anlatılanlardan sonra somut olaya dönüldüğünde; davacı sigorta şirketi 03.04.2002 tarihinde 1.066.000.000. TL. ödeyerek sigortalısının zararını karşılamış ve TTK'nın 1301. maddesi gereğince sigortalısının halefi sıfatıyla zarara neden olan aracın malik, sürücü ve zorunlu sorumluluk sigortacısı olan davalılar hakkında 04.10.2002 tarihinde bu davayı açmıştır. Yargılamadan önce 21.06.2002 tarihinde davacı şirket, davalı sigorta şirketinin poliçe limitinin 1.200.000.000.TL. olduğunu bildiği halde 533.000.000. TL alarak davalı sigorta şirketinin zimmetini tamamen ibra etmiş, mahkemece de, ibraname esas alınarak davalı sigorta şirketi hakkındaki davanın reddine karar verilmiş, zarardan müteselsilen sorumlu olan davalı malik ve sürücü ise davalı sigorta şirketinin ödediği miktarın üzerinde kalan miktardan sorumlu tutulmuştur.
Yukarıda açıklandığı gibi, davalılar alacaklı sigorta şirketine karşı borçtan müteselsilen sorumludurlar. BK'nın müteselsil sorumlulukta borçluların iç ilişkilerini düzenleyen hükümleri gereğince müteselsil borçlulardan biri alacaklıya borcu ödediği takdirde diğer müteselsil borçlulara rücü hakkı bulunmaktadır.
Bunun yanında BK'nın 145/2. maddesine göre, müteselsil borçlulardan biri borç tediye olunmamış iken ondan kurtulmuş ise diğer borçlular halin icabına göre bu kurtuluştan istifade edebilirler ve yine BK'nın 147/2. maddesine göre de, alacaklı diğerlerinin zararına olarak müteselsil borçlulardan birinin durumunu iyileştirdiği taktirde bu fiilinin neticelerine şahsen katlanmak durumundadır.
Somut olayda mahkemenin borçlu sigorta şirketinin maddi araç başına sigorta limitinden kısmen sorumsuzluğuna karar vermesi ve buna gerekçe olarak ibranameyi esas alması yukarıda değinilen Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı bir sonuç doğurmuştur.
Bu durumda davacı, sigortalısına ödediği miktar 1.066.000.000.TL. olmasına rağmen ve davalı sigorta şirketinin maddi zararlardaki teminatının araç başına 1.200.000.000.TL. olduğunu bildiği halde ondan 533.000.000.TL. alarak davalı sigorta şirketinin kalan teminat limitinden zımnen feragat etmiştir. Böylelikle davalı sigorta şirketinin durumunu iyileştirirken diğer müteselsil borçluların iç ve dış ilişkideki durumlarım ağırlaştırmıştır. Bu durumda eyleminin sorumluluğuna katlanması gereken davacı sigorta şirketi olup davalı sigorta şirketinin tüm zimmetini kurtarıldığı ibranameden diğer davalıların da yararlanması gerekmektedir. O halde mahkemece mümeyyiz davalılar hakkındaki davanın da reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle mümeyyiz davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine. 01.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy