(818 S. K. m. 53)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Diyarbakır Asliye 3. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 18.11.2003 tarih ve 2002/209-2003/977 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Muktedir L. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, müvekkillerinin murisleri olan İbrahim ve Ramazan Ç.'in aracına davalı sigorta şirketinin sigortalamış olduğu aracın çarpması sonucunda hayatlarını kaybettiklerini, müvekkillerinin destekten yoksun kaldıklarını, sigorta poliçesinde de kişi başı 1.500.000.000-lira. teminat bulunduğunu ileri sürerek, 3.000.000.000-liranın davalıdan temerrüt faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketçe düzenlenmiş zorunlu trafik sigortasının bulunmadığını, kasko ve ihtiyari mali mesuliyet sigortasını yapmış olduklarını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne ilişkin verilen karar, Dairemiz'ce, davalı vekilinin temyizi üzerine, sigortanın türü olarak kasko sigortası olarak değerlendirilmiş olmasının isabetli görülmediği, kusur ve gerçek zarar araştırması yapılması gerektiği nedenleri ile bozulmuş, bozmaya uyulmuş, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda yine davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dava, trafik sigorta poliçesinden kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Mahkemece, uyulmasına karar verilen Dairemizin bozma ilamında açıkça vurgulamasına rağmen sigortanın türünün yine kasko sigortası olarak değerlendirilmiş olması isabetli görülmemiştir.
Öte yandan, Dairemizin bozma ilamına uyulmuş olmasına rağmen mahkemece, bozma ilamı gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Zira, anılan bozma ilamında açıklanan ilkeler doğrultusunda kusur ve gerçek zarar araştırması yapılması gereği vurgulanmış olup, mahkemece, ceza mahkemesinin kusura ilişkin bilirkişi raporu celp edilerek, bu raporun benimsenip benimsenmediği noktasında bir değerlendirme dahi yapılmaksızın hesap bilirkişisinden rapor alınmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmiştir.
Tazminat davalarında delillerin değerlendirilmesi hakime aittir. Borçlar Kanunu 53. Madde hükmüne göre hukuk hakimi kusurun varlığına karar verebilmek için ceza hukukunun sorumluluğa dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, kusurun taktiri ve zararın miktarını tayin gibi hususlarda da ceza mahkemesi kararı ile de bağlı olmayıp, ancak, her mahkumiyet kararı o fiilin hukuka aykırılığını tespit etmesi bakımından hukuk hakimini bağlayıcı vasıftadır. Hukuk hakimi ceza mahkemesinde yapılan inceleme ile bağlı olmadığı gibi, mahkemece kaza tespit tutanağı ile anılan bilirkişi raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi yoluna da gidilmemiştir.
O halde, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde bozma gerekleri yerine tam olarak yerine getirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmek gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24.03.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy