(6762 S. K. m. 309, 336, 340) (1136 S. K. m. 164)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Eskişehir Asliye 4. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 24.02.2004 tarih ve 2001/613-2004/72 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı Özel Yaşam Sağlık Hizmetleri A.Ş.nin 90/600 paydaşı olduğunu, davalıların ise şirketin değişik zamanlarda yönetim kurulu üyesi olduklarını, şirkete hiçbir mal ve hizmet girişi olmadığı halde yöneticilerin Hamit Polat'a 61.000 USD.lik bono vererek borçlandırdıklarını ve bu nedenle şirketin mali durumu bozulduğu gerekçesiyle tek malvarlığı olan hemodializ merkezini davalıların daha sonra yöneticisi olacağı Özel Başar Tıp Merkezi A.Ş.ne sattıklarını, müvekkilinin bu şekilde dolandırılıp suistimal edildiğini ileri sürerek, TTK.nun 336/5 maddesi gereğince fazlası saklı tutularak şimdilik 20 milyar TL. yoksun kalınan kazancın davalılardan tahsilini istemiştir.
Davalılar Mehmet Sevim, Mehmet Erol, Ayhan İnan, Atilla Soyelçin vekili, zamanaşımı def'i ile birlikte, davacının TTK.nun 309. madde delaletiyle 336. maddesi gereğince tazminat şirkete ödenmek kaydıyla talep edebileceğini, şahsi tazminat talebinde aktif dava ehliyeti bulunmadığını, şirket denetçilerini harekete geçirerek genel kurul toplantısı yapılması ve genel kurulca sorumluluk davası açılması yoluna gidilmesi gerektiğini, alacaklı Hamit Polat'ın icra takibinde gönderdiği haciz ihbarnamesi üzerine borcun ödendiğini ve menfi tespit/istirdat davası açıldığını halen davanın derdest olduğunu, hemodializ merkezinin satışının da anasözleşmedeki yetkiye dayanılarak yapıldığını ve bu şekilde şirketin kÖra geçirildiğini, bu işlemlerin yapıldığı sırada da davalıların tümünün yönetim kurulu üyesi olmadıklarını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, TTK.nun A.Ş.lere ilişkin düzenlemeleri gereğince şirketin zarara uğraması durumunda bununla ilgili olarak denetçilere görev verildiği ve ayrıca şirketin paydaşlarının genel kurulu toplantıya çağırma istemlerinde bulunabilecekleri, şirket paydaşının doğrudan dava açma hakkının bulunmadığı, ayrıca bir zararın varlığı belirlendiği takdirde bunun ancak şirket adına istenebileceği ve belirlenen zararın şirket bünyesine intikal etmesi gerektiği, oysa eldeki davanın şirket adına açılmadığı ve paya dayalı bir zararın şirkete ödenmek üzere davanın açılmamış olması nedeniyle reddine karar verilmiştir.
1- Dava anonim şirket yöneticisinin eylemlerinden doğan zararların tazmini istemine ilişkindir. Davacı, davalı yöneticilerin şirketi borçlandırarak, aleyhlerine takipte bulunmasına, hacizler yapılmasına neden olduğunu ve şirket makinelerini kendi çıkarına kullandığını ileri sürerek bu zararların tazminini istemektedirler.
TTK'nun 336. maddesi uyarınca, yöneticilerin eylemleri doğrudan zarara yol açmışsa, yani bu eylemler sonunda yöneticiler, ortakların veya alacaklıların mal varlığında doğrudan azalmaya yol açmışsa, bu zararı veren yöneticilere karşı, zarar gören adına tazmin istemiyle dava açılması mümkündür. Ancak zarar doğrudan değil, dolayısı ile, yani ortak veya alacaklının değil, onların çıkarlarının bağlı olduğu şirket varlığında azalma oluşmuşsa, TTK'nun 340. maddesi yollamasıyla, aynı yasanın 309. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak davada, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmek üzere istenmesi gerekmektedir.
Davaya konu olayda, davalı yönetim kurulu üyelerinden Mehmet Sevim, şirketin murahhas azası olarak tek imza ile şirket adına bono düzenleyerek diğer davalı ve aynı zamanda yönetim kurulu üyesi Hamit Polat'ı alacaklı göstermiştir. Bu bonoya dayalı olarak davalı Hamit, şirket hakkında icra takibi yaparak alacağını tahsil etmiştir. Davacı yapılan bu işlem nedeniyle şirketin zarara uğradığını ve dolaylı olarak da kendisinin payının düştüğünü iddia ederek iş bu davayı açmıştır. Mahkemece, davacının talep ettiği tazminat tutarının şirkete verilmesini istemediği, bu şekilde bir davanın dinlenemeyeceği gerekçesiyle red kararı verilmişse de, TTK.nun 340 ncı maddesi yollamasıyla aynı yasanın 309/1 nci maddesi gereğince şirket ortağı sıfatıyla davacının şirket yararına dava açtığı kabul edilip, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmesi gerekir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan hususlar gözden kaçırılarak, yazılı gerekçeyle davanın reddi bozmayı gerektirmiştir.
2- Kabul şekline göre, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3/2 nci maddesi gereğince, müteselsil sorumlular hakkında davanın red sebepleri aynı olduğu takdirde tüm davalılar lehine tek bir vekalet ücreti verilmesi gerekirken, tarafların ayrı ayrı vekil tuttuğundan bahisle ayrı ayrı vekalet ücreti takdiri de doğru görülmediğinden, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, takdir edilen 400.00 YTL. duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 28.04.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy