(818 S. K. m. 87)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Konya Asliye 1. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 28.01.2004 tarih ve 2003/62-2004/50 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Ç. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, iki imza ile temsil edilmesi gereken müvekkili şirketin, Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan A.'un tek başına imza koyarak dava dışı Salih I. lehine keşide ettiği 10.000 USD bedelli bononun ciro yolu ile davalıya geçtiğini, davalının başlattığı takip nedeniyle yapılan haciz sonrasında şirket yurdunda kalan öğrencilerin zor durumda kalmaması için üçüncü kişilerin keşide ettiği toplam 6.000 USD bedelli bonoların vadesinde ödenmesi halinde, davalının, borçlulardan müvekkili şirket hakkındaki alacağından vazgeçmeyi taahhüt ettiğini, diğer yandan merci hakimliğince müvekkilinin şikayeti yerinde görülerek, ödeme emrinin iptal edildiğini, tek imzalı oluşu nedeniyle doğmayan, davacı şirketi bağlamayan ve ödeme emri iptal edilen borcun takip baskısı altında ödenmesi nedeniyle davalının nedensiz zenginleştiğini ileri sürerek, 6.000 USD alacağın fiili ödeme günündeki TL. karşılığının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, ödemelerin protokole konu bonoların alacaklısı Salih I.'ın cirosu suretiyle müvekkiline yapıldığını, ödeme yapmayan davacının istirdat isteminde de bulunamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, davacının geçersiz olduğunu iddia ettiği tek imzalı bonoyu, 17.08.2002 tarihli protokol ile benimsemiş olduğu, protokolde davacının imzası yok ise de davalı lehine ödeme yapıldığı, dava dilekçesinde de ödemenin davacı için yapıldığı ileri sürülmekle, protokolün davacıyı bağlayacağı, tarafların karşılıklı ifalar ile birbirlerini ibra edip uyuşmazlığı sona erdirdikten sonra, geriye dönerek tekrar çekişme çıkararak, ödenen miktarın istenmesinin sözleşmeye aykırı düşeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, tek imzalı olduğu, dolayısıyla keşideci davacı şirketi bağlamadığı iddia edilen bonoya dayalı başlatılan takip sırasında davalı alacaklı hamile, icra baskısı altında ödendiği ileri sürülen meblağın istirdadı istemine ilişkindir.
Davalı, hamili olduğu bonoya dayanarak, keşideci davacı şirket aleyhine de başlattığı takip sırasında yapılan hacizden sonra, protokol başlıklı düzenlenen belgede, üçüncü kişilerin keşide ettikleri ve ciro suretiyle davalıya geçen 6 adet bononun vadelerinde ödenmesi halinde, takip borçlularından davacı şirket hakkında bu takip nedeniyle hak ve alacağın kalmayacağını davalı alacaklı vekili tek taraflı olarak taahhüt etmiş ve sadece kendisi imzalamıştır.
Mahkemece, davacının bu protokole dayanarak dava açmasının, protokol nedeniyle bonoyu benimsediği ve geçerli hale getirdiği anlamına geldiği, bonoların davacının borçtan kurtulması için keşide edildiği ve karşılıklı ifalar ile tarafların birbirini ibra ettiği sonucuna varılarak, dava reddedilmiştir. Oysa, bonolarda ve protokolde davacı yer almamakta olup, protokolde geçen bonoların bedellerini haricen davalıya ödeyip teslim aldığını davacı, dava dilekçesinde ve yargılama sırasında verdiği 18.06.2003 tarihli dilekçesinde iddia etmiş ve daha önce de dava dilekçesine bonoların fotokopilerini eklemiştir. Davacının, bu protokole dayanmakta amacının, takip baskısı altındaki davacının borcu için alacaklı davalıya bonoların verildiğini açıklamak olduğunun kabulü gerekir. Davacı, kendisinin yer almadığı ve imzalamadığı protokole konu bonoları takip baskısı altında haricen ödediği iddiasıyla bu davayı açmış ve takip konusu bononun tek imzalı oluşu nedeniyle gerçekte borcun doğmadığını, ödeme emrinin Mercii Hakimliği'nce iptal edildiğini ileri sürerek, istirdat isteminde bulunmuştur. Protokolden sonra dahi davacı, mercii hakimliğindeki davasını sürdürmüş, borcu benimsemediğini ortaya koymuş, sadece icra baskısı altında olduğu için bonoları ödediğini iddia etmiş olup, davacı eğer ödeme yapmış ise bu ödemenin icra baskısı altında yapıldığının kabulü gerekir. Gerçekte olmayan bir borcun, icra baskısı altında ödenmesi, borcun benimsendiği anlamına gelemez. Kaldı ki, davalı taraf dahi sadece davacının ödeme yapmadığı için istirdat davası açamayacağını savunmuş, borcun benimsendiğine ilişkin bir savunmada dahi bulunmamıştır.
Bu durumda, davacıdan bonoların asılları istenmeli, BK.nun 87 nci maddesinde davacı lehine olan karine üzerinde durulmalı, davacının bu bonoların bedellerini davalıya ödediği sonucuna varılması halinde, davacının dava hakkının bulunduğu ve ödemeleri icra baskısı altında yaptığı kabul edilmeli, bundan sonra, borcun gerçekte doğmadığına ve ödeme emrinin esasının, incelenmesine geçilmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davacının protokole dayanması ve protokolün içeriği yanlış yorumlanarak, yazılı gerekçelerle davanın, eksik inceleme ve yanlış niteleme sonucu reddine karar verilmesi, doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04.04.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy