(1086 S. K. m. 516, 517, 518)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Gebze Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 16.12.2003 tarih ve 2001/329-2003/1091 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Deyiş Cesur tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, müvekkillerinin SS Darıca Güldalı Konut Yapı Kooperatifi'nin yönetim kurul üyeleri ve denetçileri olduğunu, diğer davalıların ise kooperatifin kurucu ortakları ve ilk yönetim kurulu üyeleri olduğunu, davalıların, diğer davalı şirket ile inşaat sözleşmesi imzaladığını, şirketin kurucusu ve ortağı olan davalı Yavuz Şengül'ün aynı zamanda kooperatif başkanı olarak, inşaat sözleşmesinin genel kurul tarihinden önce yapılmasının hile ile yapıldığının göstergesi olduğunu, bu nedenle yönetim kurulunun ibra edilmediğini, yapılan tespit sonucu 12.170.894.866 TL. fazladan ödeme yapıldığının ortaya çıktığını inşaatın zamanında bitirilmediğini ileri sürerek, kooperatif ile davalı şirket arasındaki sözleşmenin feshi ile fazla ödenen bedelin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasını talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davalı şirket ile davacı kooperatif arasında yapılan İnşaat Sözleşmesi gereğince uyuşmazlığın hakem vasıtasıyla çözümlenmesi gerektiğini, bu tür davaları denetçilerin açabileceği, bu nedenle denetçi olmayan davacıların davacı sıfatının bulunmadığını, şirket dışındaki davalıların ödeme ve tahsilatlarla bir ilgileri olmadığını, inşaatların %90 oranında tamamlandığını, fazladan ödeme yapılmadığını aksine şirketin kooperatiften alacaklı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, fesih ve fazla ödenen paranın tahsili taleplerinin birbiri ile ilgisi ve her bir talebin muhatabının bulunması nedeniyle sıfat yokluğu itirazının reddi ile, sözleşmeye göre hakeme başvuru şartının gerçekleşmediğine ilişkin ilk itirazın yerinde olduğu gerekçesiyle hakem itirazının kabulü nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kural olarak, hukuki uyuşmazlıkların çözüm yeri, mahkemelerdir. Ancak, bir sözleşmenin tarafları, kamu düzenini ilgilendirmeyen ve arzularına bağlı olan konularda, aralarında çıkacak uyuşmazlıkların halli için tahkim yolunu seçebilirler. (HUMK 516. m.). Bu takdirde, tahkim sözleşmesinde veya şartında, açıklık ve kesinlik bulunması, tahkimin en esaslı unsurunu oluşturur. Aksi halde, tahkim sözleşmesi veya şartı geçersiz duruma gelir ve uyuşmazlığa mahkemelerce bakılması gerekir.
Somut olayda, taraflar arasında yapılan 14.01.1995 tarihli İnşaat Sözleşmesinin tahkime ilişkin Hukuki Durum başlıklı 18. maddesinde Bu sözleşme hüküm ve tatbikinden doğabilecek davalar önce Bayındırlık Bakanlığı Müdürlüğünden istenecek üç kişilik tetkik elemanlarından oluşan hakem heyetine sunulacak buradan da bir sonuç alınmaması halinde Gebze mahkemelerince çözümlenecektir şeklinde yer alan ifade karşısında taraflar arasında kararlaştırılan tahkim şartı, taraflara hakemden sonra mahkemeye gitme yetkisi verdiğine ve uyuşmazlığın çözümünde tek yetkili olarak hakem kararını öngörmediğine göre açıklık ve kesinlik unsuru taşımadığından geçersizdir. Bu durumda, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüm yeri mahkeme olduğundan, yazılı gerekçeyle hakem itirazının kabulü nedeniyle davanın reddine ilişkin kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12.04.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy