(6762 S. K. m. 1281, 1290, 1292, 1301)
Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 2. Ticaret Mahkemesince verilen 17.03.2004 tarih ve 2002/840-2004/146 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ramazan Özcan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin aracının davalı sigortaya kasko sigortası ile sigortalı olduğunu meydana gelen kaza sonrası başvurmalarına rağmen sigortanın hasar bedelinin ödenmediğini, aracın kazadan önceki değeri ile satış bedeli farkı olarak 9.000.000.000 TL zarara uğradıklarını ileri sürerek, bu meblağın temerrüt faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili araç sürücüsünün olay yerinden kaçtığı için alkollü olmadığının davacı tarafça ispatlaması gerektiği, beş günlük süresinde de ihbarda bulunulmadığı ve davada çelişkilerin bulunduğu bu nedenle hasarın teminat dışı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, kazanın münhasıran alkolün etkisiyle olduğunun ispatının davalı sigortada olduğu, bunun ispat edilemediği ve süresinde ihbar edilmeme halinde tazminat hakkının ortadan kalkmayıp, sadece davadan öncesi için faiz talep hakkının kalmayacağı gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulüyle, 3.751.000.000 TL'nin temerrüt faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, kasko sigortası sözleşmesine dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir.
Sigorta sözleşmeleri gerek kuruluşlarında, gerek devamı sırasında ve gerekse rizikonun gerçekleşmesi aşamasındaki ihbar yükümlülükleri bakımından iyi niyet esasına dayalı sözleşme türlerindendir. Tarafların ve özellikle sigorta ettiren/sigortalının bu yükümlülüğü gerçeğe uygun bir şekilde yerine getirebilecek ve koşulların oluşması halinde mal sigortalarında sigorta ettirenin yerine TTK'nın 1301. maddesi hükmüne dayalı olarak geçecek ve sigortalısına ödediği tazminatı zarar sorumlusundan geri alabilecektir.
TTK'nın 1281. maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışı kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekir. Ne var ki bu kural, ihbar yükümlülüğünün iyi niyet kurallarına uygun olarak gerçekleştirildiği hallerde geçerli olup, aynı yasanın 120 ve 1292/son fıkrası hükümleri uyarınca bu yükümlülüğün anılan ilke dışına çıkılarak kullanılması halinde rizikonun teminat dışı kaldığının ispat yükümlülüğünün sigortacıya ait olmayan sigorta ettirene ait olduğunun kabulü yukarıda açıklanan yasa hükümlerine uygun olduğu gibi, sözleşme hukukundaki menfaatler dengesinin sağlanmasının da bir gereğidir.
Somut olayda, 04.07.2002 tarihinde saat 22.00'da kaza meydana gelmiş, davacı ertesi gün alkol raporu almış, olaydan sonra yaptırılan delil tespitine ilişkin rapor, olaydan 2,5 ay sonra davalıya 18.09.2002 tarihinde gönderilmesine rağmen, davacı vekilinin 31.03.2003 tarihli dilekçesinde de açıkça belirtildiği gibi davalı sigorta şirketine, davanın açıldığı 13.12.2002 tarihine kadar başvurulmamış, öncesinde de kaza ihbarı yapılmamıştır. Davacı tarafından, sürücünün kaza yerinden neden firar ettiği, alkol raporunun neden ertesi gün alındığı, davaya kadar kaza ihbarının neden yapılmadığı ve sigortaya başvurulmadığı geçerli bir neden ileri sürülerek iddia ve ispat edilmemiştir.
Bu durumda mahkemece, hayatın olağan akışına göre, davacının ihbar yükümlülüğünü kasten yerine getirmediğinin kabulü ile TTK'nın 1292. maddesinin son fıkrası gereğince davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı olduğu şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle davalı sigortacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 09.04.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy