(818 S. K. m. 42, 43, 105, 125)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Erzin Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 06.04.2004 tarih ve 2001/4 - 2004/84 sayılı kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davalı ve muk. davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 17.05.2005 günde davacı ve muk. davalı avukatı Nazan Yılmaz Ketizmen ile davalı ve muk. davacı avukatı Rıza Nurettin Selçuk gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ahmet Susoy tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı-karşı davalı vekili, müvekkili alacağı nedeniyle davalı aleyhine açılan dava sonucunda (15.791.040.) TL. nın tahsiline karar verildiğini, davanın 15.05.1985 tarihinde açılıp, kararın 02.10.2000 tarihinde kesinleştiği, söz konusu ilamın takibe konularak alacağın 07.11.2000 tarihinde (154.000.000.) TL olarak tahsil edildiğini, dava tarihiyle paranın tahsil tarihi arasında 15 yıldan fazla bir süre geçmesi nedeniyle uğranılan munzam zararın davalıdan tahsilinin gerektiği gerekçesiyle, (52.178.413.104.) TL. nın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, karşı davaya cevabında ise, davalı elindeki senetlerin (3) yıllık süre içerisinde icraya konulmadığı gibi, (10) yıllık zamanaşımı süresinde de genel takibe geçilmediğinden, alacağın zamanaşımına uğradığını, kaldı ki, senetlerin teminat senedi olduğunu belirterek, davanın reddini istemiştir.
Davalı-karşı davacı vekili, davacının zararının oluşumunda müvekkilinin kusurunun bulunmadığı, mahkemece hüküm altına alınan alacağın, yapılan icra takibi üzerine zaman geçirilmeksizin faizleriyle birlikte ödendiğini, icra dosyasındaki paranın davacı tarafından hiçbir ihtirazı kayıt konulmaksızın tahsil edildiğini, bir munzam zararda bulunmadığı, alacağın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini istemiş, karşı davasında ise, davalının müvekkili kooperatife olan borçlarına karşılık vermiş olduğu 23.02.1985 ve 20.04.1985, 20.07.1985 vadeli senet bedellerinin bu güne kadar ödenmediğini, senet bedellerinin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere munzam zarar olarak tespiti ile şimdilik (10.000.000.000.) TL. nın olası karşı davalı (davacı) alacağından takas ve mahsubuna karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporlarına nazaran, davalının 15.05.1985 tarihinde ödemesi gereken asıl borcu ödemeyerek temerrüde düştüğünün, kesinleşmiş mahkeme kararıyla sabit olduğu, bilirkişi raporuyla davacının munzam zarar alacağı miktarının 52.178.413.104,68.TL olarak belirlendiği, böylece asıl davanın kabulünün gerektiği, karşı dava yönünden yapılan incelemede ise, davaya konu yapılan senetlerin 1985 vade tarihli olup, senet alacaklısı tarafından (3) yıllık süresi içerisinde takibe girişilmemesi nedeniyle bono vasfını kaybettikleri, (10) yıllık zamanaşımı süresinde borçlu aleyhine genel takibe geçilmediği, senetlerinde teminat senedi olduğu gerekçeleriyle, davacı-karşı davalı tarafından davalı-karşı davacı aleyhine açılan davanın kabulü ile (52.178.413.104.) TL munzam zarar alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacı-karşı davalıya verilmesine, davalı-karşı davacı tarafından açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı-karşı davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1-) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı (k.davacı) vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-) Dava, BK.nun 105 nci maddesine dayanan munzam zarar alacağının tahsiline ilişkindir.
BK.nun 105 nci maddesinde sözü edilen munzam zararın tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi ödeme yükümlülüğünden farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl borcun ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız, yeni bir borçtur. Asıl borcun hukuki nedeni kural olarak haksız eylem, nedensiz zenginleşme veya sözleşme olduğu halde, bu borcun hukuki nedeni asıl alacağın temerrüde uğraması, diğer anlatımla borcun ödenmemesi veya zamanında ödenmemesi gibi bir hukuka aykırılıktır. O nedenle, bu hukuki niteliği ve karakteri itibariyle asıl alacak ve faizleri yönüyle icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermez. Dolayısıyla, munzam zarara dayanan talep hakkı, esas itibariyle bir alacak haklıdır ve BK.nun 105 nci maddesinde zamanaşımı yönünden de ayrık özel bir hüküm getirilmemiş olup, bu durumda, bu alacağa da BK.nun 125 nci maddesindeki, on yıllık zamanaşımı uygulanacaktır. Sürenin başlangıcı da, munzam zararın hukuki yapısından hareketle genel hüküm uyarınca alacağın muaccel olduğu zamandan başlatılacaktır.
Somut olayda, kesinleşen mahkeme kararıyla (15.791.040.)TL asıl alacağın 15.05.1985 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir. Asıl davanın açılması, iş bu dava yönüyle zamanaşımını kesmeyeceğine göre, munzam zarar davasının açıldığı 04.01.2001 tarihinden geriye doğru on yıllık süre içerisinde gerçekleşen zarar bölümü talep edilmesi mümkün olup, bu süre dışında kalan zarar bölümü ise, zamanaşımına uğramıştır.
Bu durumda mahkemece, 04.01.1991 ile 04.01.2001 tarihleri arasındaki dönem için oluşan munzam zarar alacağının zamanaşımına uğramadığı düşünülerek, bu dönemle sınırlı olarak hesaplama yaptırılmaması hatalı olduğu gibi, hükme dayanak alınan bilirkişi raporundaki hesaplama tarzının YHGK ve Dairemizin emsal uygulamalarına uygun düşmediği görülmektedir. Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gerekse Dairemiz; Türk lirası borçlarının ödenmesi nedeniyle oluşan munzam zararın hesabında ilke olarak; ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça veyahut mal sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarf edileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvillerine verilen faiz oranları, Türk lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılmaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK.nun 42 ve 43 ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.
Mahkemece açıklanmaya çalışılan ilkelere uygun bir bilirkişi veya bilirkişiler kurulu raporu alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi de yanlış olmuştur.
3-) Kabule göre de, davacının asıl davadaki istem miktarı (50.000.000.000.)TL'yi aşan zarar kalemi için her ne kadar gerekçede davacı (k.davalı) tarafından ek dava açıldığından söz edilmekte ise de, anılan ek dava dosyası dosya içerisinde mevcut olmamakla, açılmış ek bir dava bulunmadıkça fazlaya ilişkin istemin kabulü dahi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı (k.davalı) vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 ve 3 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle kararın davalı (k.davacı) yararına BOZULMASINA, takdir edilen 400,00 YTL duruşma vekillik ücretinin davacı-karşı davalıdan alınarak davalı-karşı davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.05.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy