(2004 S. K. m. 67, 72, 169/A)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Antalya Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 05.03.2004 tarih ve 2003/445 - 2004/243 sayılı kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili ile katılma yoluyla davalı vekilince istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 07.06.2005 günde davacı avukatı M. A. gelip davalı avukatı davalı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi A. S. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin ortağı olmadığı, adına kayıtlı bağımsız bölüm bulunmadığı halde müvekkili aleyhine aidat borcu nedeniyle icra takipleri yapıldığını, haciz tehdidi altında istenen parayı ödemek zorunda kaldığını ileri sürerek, müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine, takiplerin iptaline ve % 40 tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiş, 22.06.2001 tarihli dilekçesiyle davaya ödeme yapılan kısım için istirdat davası olarak devam edilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacının üyeliği M. D. adlı üyeden devraldığı, genel kurul kararları uyarınca belirlenen çevre düzenlemesi, stopaj, vergi, ruhsat, genel iskan alınabilmesi vs. hizmetleri için davacının uyarılara rağmen kısmi ödeme yaptığı, kat irtifakına göre A Blok 11 nolu bağımsız bölümün sahipliğinden dolayı davacının kooperatife karşı sorumlu olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının ortak olduğunun davalı tarafından kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine karar, Dairemiz'in 24.02.2003 gün ve 2002/9042 Esas 2003/1564 Karar sayılı ilamıyla davalı yararına bozulmuş, mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, davacının eylemli olarak kooperatif ortağı olduğu, kendisinden talep edilen miktarların genel kurul kararlarına ve diğer ortaklardan alınan miktarlara uygun olduğu, davacının 30.04.2000 ve 27.08.2000 tarihli genel kurul toplantılarına katılmadığı, hazirun cetvellerindeki imzaların kendisine ait olmadığı, ancak, bu durumun eylemli ortaklığı ortadan kaldırmadığı, 5620 ada 10 parsel B Blok ile aynı ada 11 parsel A Blokta bulunan dairelerin tamamı kooperatife ait olduğundan ilk yüklenici Emka şirketinin davacının eşine verilen bağımsız bölüm üzerinde hiçbir hakkı olmadığı, bu nedenle dairenin haricen Emka şirketinden alındığı iddiasının hiçbir yasal dayanağı bulunmadığı gerekçeleriyle açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili ile katılma yoluyla davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1-) Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
2-) Davalı vekilinin temyizine gelince, menfi tespit davasının reddine karar veren mahkemenin, borçluyu tazminata mahkum edebilmesi için, alacaklının borçluya karşı bir icra takibi yapmış olması ve borçlunun bu icra takibin durdurulması (İİK. m. 72, II) veya icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi (İİK m.72, III c.2) için ihtiyati tedbir kararı almış ve (ve bu ihtiyati tedbir kararının uygulanmış-infaz edilmiş) olması şarttır (İİK m.72, IV c.2).
Menfi tespit davasına bakan mahkeme icra takibinin durdurulması veya tahsil edilecek paranın alacaklıya ödenmemesi hususunda ihtiyati tedbir kararı vermemişse, mücerret menfi tespit davasının alacaklının alacağını geciktirdiğinden söz edilemeyeceğinden, menfi tespit davasının reddine karar veren mahkeme, borçluyu tazminata mahkum edemez. Bu durumda mahkemece, açıklanmaya çalışılan hususlar dahilinde, davalı alacaklının tazminata hak kazanıp, kazanmadığı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden davalı yararına kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, davalı vekili duruşmaya gelmediğinden duruşma vekillik ücretinin takdirine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy