(2918 S. K. m. 20, 95) (6762 S. K. m. 1281) (Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları B.4)
Taraflar arasında görülen davada Denizli Asliye 4. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 19.02.2004 tarih ve 2002/98-2004/35 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalılardan A. 'nın maliki olduğu ve müvekkili şirkete ZMSS poliçesi ile sigortalı aracın, diğer davalının alkollü olarak yönetimi sırasında, 3 'üncü kişinin aracına verdiği hasar bedelinin müvekkilince 891.000.000 lira olarak ödendiğini ileri sürerek, bu meblağın temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı A., davanın reddini istemiştir. Diğer davalı, davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi kurulu raporuna göre, davalılardan M. bakımından davanın kısmen kabulüne, diğer davalının haricen aracı satması ve sonrasında noterden satış için vekaletname vermesi suretiyle ilişiğini kestiği gerekçesiyle, onun bakımından davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, ZMSS sözleşme ilişkisinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Bu tür davalarda sigortacı, 2918 sayılı K.T.K.nun 95/2'nci madde hükmü uyarınca tazminat yükümlülüğünün azaltılması ve kaldırılmasına ilişkin halleri üçüncü kişilere karşı ileri süremeyeceğinden, zarar görene ödeme yaptıktan sonra, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını ve indirilmesini sağlayabileceği oranda kendi sigorta ettirenine rücu edebilecektir. Bu rücu hakkı, kaynağını halefiyet ilkesinden almamakta, sözleşme ve yasa gereği sigorta ettirenine karşı defi hakkı bulunan sigortacı, bu hakka dayanarak kendi sigortalısına dönebilmektedir.
Somut olayda, davacı şirkete aracını sigorta ettiren taraf, davalılardan A. olup, sürücü olan diğer davalıya husumet düşmediği halde, mahkemece, diğer davalı hakkındaki davanın yazılı gerekçelerle kabulüne karar verilmesi doğru olmamış ise de, hüküm, sadece davacı tarafça temyiz edildiğinden,bu hususa değinilmekle yetinilmiştir.
Davalılardan A., olaydan önce harici satış yoluyla işleten sıfatını devrettiğini savunmuş, savunmasını ispat için harici satış sözleşmesini ve satış yetkisini içeren vekaletname örneğini ibraz etmiş olup, mahkemece bu deliller işleten sıfatını devre yeterli görülmüş ve dava, salt bu gerekçeyle bu davalı bakımından reddedilmiştir.
Oysa, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 20/0 bendinde, motorlu araçların satış ve devirlerinin Trafik Tescil Müdürlüklerinde veya Noterliklerde yapılacağı öngörülmektedir. Ancak böyle bir satış ve devir işlemi, araç üzerindeki mülkiyet hakkını devre elverişlidir. Bu devrin yöntemince aracın kayıtlı olduğu tescil müdürlüğüne bildirilmemesi yüzünden aracın tescil kaydında bir değişiklik yapılmaması satışa konu aracın mülkiyetinin geçişini engellemez ise de, anılan yasa maddesinde belirtilen türden resmi bir satış ve devir işlemi yapılmaksızın, sırf resmi satış ve devir yetkisi tanıyan vekaletnamenin varlığına dayanılarak yasaya uygun bir araç satışının yapıldığının, dolayısıyla işleten sıfatının devredildiğinin kabulü mümkün değildir.
Öte yandan, dava dilekçesindeki anlatıma göre, aracını davacı şirkete ZMSS poliçesi ile sigorta ettiren bu davalının,genel şartların alkollü araç kullanmaya ilişkin 4/d bendi hükmünü ihlal ettiği iddia edilmiştir.
Genel şartların 4/d maddesinde, herhangi bir sınırdan söz edilmeksizin sigortalının veya sürücüsünün alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından dolayı olayın meydana gelmiş olması halinde sigortacının sigortalısına rücu edebileceği öngörülmüştür. Dairemizin yerleşik uygulaması uyarınca; sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Böyle bir nedenle, hasarın teminat dışı kaldığının kanıt yükü de TTK.nun 1281 'inci madde hükmü uyarınca, sigortacıya düşmektedir. Sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece, nöroloji uzmanı bir doktor, trafik uzmanı ve hukukçu kişilerden oluşturulacak bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak, olayın meydana geliş şekli itibariyle kazanın, münhasıran sürücünün aldığı alkolün etkisinden ileri gelip gelmediği tespit ettirilmek ve sonucuna göre karar verilmek gerekmektedir.
Bu durumda, mahkemece, davacının sözleşmelisi davalılardan A. hakkındaki davanın esasına girilmesi, bu açıklamalar çerçevesinde davanın sonuçlandırılması gerekirken, bu davalı hakkındaki davanın yazılı gerekçe ile reddi doğru olmamış ve kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Öte yandan, davalılardan davanın kabulüne karar verilen M. hakkındaki dava, sadece 1.000.000 lira için reddedilmiş olup, yargılama giderlerinin kabul ret oranına göre,doğru paylaştırılması gerekirken, bu davalıya az yargılama gideri yüklenmesi de doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle,davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09.05.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy