(818 S. K. m. 47, 49) (6762 S. K. m. 767)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 3. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 19.03.2004 tarih ve 2003/579 - 2004/228 sayılı kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 14.06.2005 günde davacı avukatı İsmail Uyar gelip, davalı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ayşe Altun tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, davacılar Avni ve Fadime'nin evladı, diğer davacıların kardeşi olan dava dışı Yılmaz Işıko'nun 27.05.1997 tarihinde geçirdiği tren kazasında sağ kolunu ve sağ bacağını kaybederek ömür boyu malûl kaldığını, davacıların ömür boyu duyacakları acı ve elemin telafisi imkansız olduğunu ileri sürerek, davacı anne ve baba için 10'ar milyar lira, davacı kardeşler için 3'er milyar lira manevi tazminatın olay tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davada Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'nin yetkili ve görevli olduğunu, davanın 1 yıllık zamanaşımı süresinde açılmadığını, BK.nun 47 nci maddesi gereğince yaralıdan başka kişilerin manevi tazminat isteyemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, dava konusu uyuşmazlığın taşıma sözleşmesinden kaynaklanıyor olması nedeniyle işbölümü itirazlarının yerinde olmadığı, olay yeri itibariyle de mahkemenin yetkili olduğu, TTK. nun 767/5 nci maddesi uyarınca davanın zamanaşımı süresinde açıldığı, yansıma yoluyla manevi tazminata hükmedilmesinde olanak bulunmadığı, BK. nun 47 nci maddesine göre, ancak zarar görenin ölümü halinde yakınlarına manevi tazminat ödenmesini öngördüğünden anılan maddenin bu olaya uygulanamayacağı, davacıların yakınının kaza sonrasındaki bakım ile yeniden ve tekrar eden ameliyatı gibi bir tehlikenin varlığının iddia ve ispat olunmadığı, olayın oluşu sonrasında davacıların manevi üzüntü içinde olmalarının doğal bir sonuç olup, geçen süreye ve yakın bir tehlikenin geçmediğinin anlaşılmasına göre yansımanın sözkonusu olmadığı, bir kimsenin cismani zarara maruz kalması sonucunda, onun anne, baba, karı, koca gibi çok yakınlarından birinde aynı eylem nedeniyle hukuken korunan ruhi sağlık bütünlüğü ağır bir şekilde bozulmuşsa, onların da BK. nun 49 ncu maddesine göre manevi tazminat talep edebileceği, böyle bir durumda yansıma yoluyla değil, doğrudan doğruya zarara maruz kaldıkları, BK. nun 49 ncu maddesindeki düzenleme itibariyle, kişinin bizzat değil de yakınlarının ağır yaralanması gibi somut olayın kendisine özgü ağırlığının ve özelliğinin zorunlu kıldığı olguların ortaya çıktığı hallerde aile birliği içinde korunması gereken gönül bağlılığının zarar gördüğünü kabul etmek gerektiği, bir kişinin anlık heyecan ve üzüntüsünün BK. nun 49 ncu maddesinin koruduğu değerler bakımından kişilik haklarına saldırı teşkil edecek düzeye ulaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin temyizine gelince; Dava, davalıya ait trende yolcu olarak seyahat eden kişinin, taşıma sırasında yaralanması nedeniyle, yakınlarının manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davalının da kusurlu hareketiyle meydana gelen olayda davacıların çocuğu ve kardeşleri yaralanmıştır. BK. nun 47 nci maddesi uyarınca, hakim hususi halleri nazara alarak cismani zarara duçar olan kimseye manevi zarar namıyla adalete uygun tazminat verilmesine karar verebilir. Madde hükmünün bu açıklığı nedeniyle, manevi tazminat talep etme hakkı, doğrudan doğruya cismani zarara duçar olan kişiye tanınmaktadır; yansıma yoluyla aynı eylem nedeniyle manevi üzüntü duyan kişiler ise, manevi tazminat isteyemezler. Ancak, aynı eylem neticesinde birden fazla kişinin doğrudan doğruya zarar görmesi mümkündür. BK. nun 46 ve 47 nci maddelerindeki cismani zarar kavramına ruhi bütünlüğün ihlali, sinir bozukluğu veya hastalığı gibi hallerin girdiği, bu maddelerde sadece maddi sağlık bütünlüğünün değil, ruhi ve asabi bütünlüğün de korunduğu doktrinde ve Yargıtay kararlarında kabul edilmektedir.
Cismani zarar kavramına, ruhi bütünlüğün ihlali, sinir bozukluğu veya hastalığı (ruhi ve asabi sağlık bütünlüğü) gibi hallerin de girdiği kabul edildiğine göre; eğer bir kimsenin cismani zarara maruz kalması sonucunda, onun ana, baba, karı, koca, çocuk ve kardeş gibi çok yakınlarından birinin de aynı eylem nedeniyle hukuken korunan ruhi ve asabi sağlık bütünlüğü ağır bir şekilde haleldar olmuşsa, onlar da BK.nun 49 ncu maddesi uyarınca manevi tazminat talep edebilirler. Çünkü bu durumda olanların zararları ile haksız eylem arasında uygun illiyet bağı vardır ve zararlarının niteliği itibariyle, onların da ihlal edilen normun koruma amacı içinde bulunduklarının kabulü gerekir. Başka bir anlatımla, böyle hallerde, yansıma yoluyla değil, doğrudan doğruya zarara maruz kalma söz konusudur.
Dava konusu olayda da, davacıların çocuğu ve kardeşi olan kişi, davalıya ait trende seyahat ederken ağır şekilde yaralanmıştır. Ağır şekilde yaralanan kişinin çok yakını olan davacıların, yaralanan evlat ve kardeşini hayatları boyunca bu şekilde görecek olması nedeniyle, davacıların ruhi ve asabi sağlık bütünlüğünün ağır şekilde ihlal edildiği kabul edilmelidir. Aksinin kabulü ise, hayatın olağan akışı ile bağdaşmaz.
Açıklanan hukuki ve maddi esaslar nedeniyle, davacıların BK.nun 47 nci maddesine dayanan manevi tazminat istekleri yönünden olayda uygun illiyet bağı ile hukuka aykırılık bağı koşullarının gerçekleştiği ve onların doğrudan doğruya manevi zarara maruz kaldıkları, bu nedenle olayın meydana geldiği tarih, mağdur lehine daha önce hükmedilen manevi tazminat miktarı, olaydan sonra geçen süre, tarafların ekonomik ve sosyal durumu gibi nedenler gözetilerek, hakkaniyete uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddedilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davacılar yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 400,00 YTL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 1.10 YTL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 16.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy