(CMR. m. 23) (1086 S. K. m. 455)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 9. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 28.04.2003 tarih ve 2002/1062-2003/406 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Deyiş Cesur tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili tarafından vesaik mukabili ihraç edilen tekstil emtiasını taşıyan davalının belge asıllarını almaksızın alıcıya teslim etmesi nedeniyle satış bedelinin tahsil edilemediğini ileri sürerek 9769 İngiliz Sterlini alacağın faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin taşıyıcı şirketin acentesi olduğundan doğrudan dava açılamayacağını, sorumluluğun CMR Konvansiyonu 23/3 gereğince kg başına 8.33 SDR birimi olduğunu, yıllık faizin %5'i geçemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak alt taşıyıcı olan davalının emtianın vesaik asılları olmaksızın teslim edilmesi nedeniyle davacının mal bedelini tahsil edememesinden doğan zarardan sorumlu olduğu, karar tarihi itibariyle SDR karşılığı kur üzerinden hesaplama yapılarak 7.489.783.637 TL.nin %80 faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiştir.
Davalı vekili, kararda faizin başlangıç tarihinin karar tarihinden itibaren olması gerektiği açıkça yazılmadığından, davacının dava tarihinden itibaren faizi yürütülmek üzere icra emri düzenlediğini ileri sürerek, faizin başlangıcı tarihinin tavzihen belirtilmesini istemiştir.
Davacı vekili, bozmadan önceki kararda tazminatın dava tarihinden itibaren tahsiline karar verildiğini, bu konunun temyize getirilmediğini, kararın davacı yararına bozulduğunu savunarak, tavzih talebinin reddini istemiştir.
Mahkemece, emsal Yargıtay kararları gerekçe gösterilerek faizin başlangıç tarihinin karar tarihinden başlatılmasına karar verilmiştir.
Dava, kesinleşen hükümdeki faiz başlangıç tarihinin tavzihan belirtilmesi istemine ilişkindir.
Davalı vekili, kararda faiz başlangıcının gösterilmemiş olması nedeniyle dava tarihinden itibaren faiz istemli icra emri gönderildiğini ileri sürerek kararın faiz başlangıcı yönünden tavzihini talep etmiş, mahkemece faiz başlangıcının karar tarihinden başlatılmasına karar verilmiştir. Tavzih bir hükmün anlaşılmayacak biçimde müphem bulunması veya açıklıkla anlaşılamaz (gayri vazıh) ve çelişik (mutenakız) fıkraları taşıması durumunda hükümdeki gerçek anlamı meydana çıkarması amacıyla baş vurulan yasal bir yoldur. Hükmün açıklanması (tavzihi) yoluyla kesinleşmiş hüküm sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez. HUMK'nın 455'inci maddesinde hükümlerin hangi hallerde tavzihinin istenebileceği gösterilmiştir. Burada söz konusu edilen faiz istemine ilişkin husus anılan maddede gösterilen tavzih sebeplerinden değildir. O halde ileri sürülen isteğin hükme yeni bir unsur ilave edilmesi niteliğinde ve içeriğinde olduğu ve bununda tavzih yoluyla karşılanmasına yasal olanak bulunmadığı, bozma kararından önce faizin dava tarihinden itibaren başlatıldığı, bu hususun bozma nedeni yapılmayarak kesinleştiği gözetilerek (tavzih) açıklama isteğinin reddine karar verilmesi gerekirken değinilen ilkeler dikkate alınmadan yazılı olduğu üzere tavzih yoluyla faizin karar tarihinden itibaren başlatılmasına karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile tavzih kararının davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy