(1086 S. K. m. 283, 284, 286)
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 8. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 24.02.2004 tarih ve 2002/1138-2004/211 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında imzalanan üye işyeri sözleşmesine aykırı olarak davalının, alışveriş bedelini ödemediğini ileri sürerek, 3.150.000.000 liranın, ıslah dilekçesi ile de 1.786.983.333 liranın daha faiziyle tahsilin talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, çalıntı kart ile alışveriş yapıldığını, davacının kimlik kontrolü yapmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre ve bilirkişi raporuna itibar edilmeyerek, davacının kimlik ve kontrolü yapmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, üye işyeri sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, davalının provizyon vermesinin, kartın kullanılmasında güvenlik ve karşılık bakımından bir sakınca olmadığım bildirme ve teyit anlamına geldiği, bir taraftan provizyon verip, diğer taraftan kartın çalıntı olduğundan bahisle davacıdan işlem bedelini daha sonra geri almasına sözleşme hükümlerinin engel oluşturduğu bildirilerek, davalının tam kusurlu olduğu sonucuna varılmıştır. Mahkemece, bu rapora itibar edilmemiş, çalıntı kartı ibraz eden kart hamiline kimlik sormadığı gerekçesiyle, davacı tam kusurlu bulunmuş ve dava reddedilmiştir. Oysa, HUMK'nun 286'ncı maddesinde belirtilen bilirkişinin rey ve mütalaasının hakimi bağlamayacağı hükmü, hakimin bilirkişi raporunu serbestçe takdir edeceği, bilirkişi raporunu yeter derecede kanaat verici bulmazsa bilirkişiden ek rapor (HUMK 283.md.) alabileceği veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği (HUM K 284.md.) şeklinde anlaşılmalıdır. Yoksa, hakimin bir kez bilirkişiye gittikten sonra bundan dönerek uyuşmazlığın çözümünün hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki ve mesleki bilgi ile çözümlenebileceği kabul edilemez.
Öte yandan, kartın çalıntı olduğu hususu, davacı vekilinin yanıta yanıt dilekçesi karşısında,çekişmeli olup, bu noktaya ilişkin davalının savunması ile ilgili olarak, kartı veren yabancı kuruluşun davalıya çektiği mesaj fotokopisinin tercümesinden başka bir delil bulunmamaktadır. Mahkemece, bu savunmanın doğruluğunun araştırılmasına başlanmış ise de, sonuçlandırılmamıştır. Bu itibarla, kartın çalıntı olduğunun, mahkemece, çekişmesiz kabul edilmesi ve buna bağlı olarak yazılı gerekçeye dayalı sonuca bu kabul ile ulaşılması doğru olmamış ve dayanaksız kalmıştır.
Diğer yandan, davacının kimlik sormadığı sonucuna varan mahkemenin bu kabulünün somut dayanağı açıklanmamıştır. Kimliğin de çalınmaması ya da çalanın fotoğrafı değiştirmemesi halinde, davalı onay verse de,kimlik sormamak, davacının asli kusurlu kabul edilmesini gerektirir ise de, aksi halde kimlik sorulsa da, işyerinin şüphesini uyandıracak bir veri elde edilemeyecektir. Nitekim, davacı vekili de, kart hamilinin kimlik ibraz ettiğini, harcama belgesine atılan imzanın ve bu belgedeki kart numarasının, kart üzerindeki imza ve kart numarası ile aynı olduğunu, sonuçta sözleşmede aranan yükümlülükleri davacının yerine getirdiğini ileri sürmüştür. Bu iddia üzerinde yeterince durulmadığı gibi, kart hamilinin, çalıntı ihbarını zamanında yabancı kuruluşa yapıp yapmadığı, yapmış ise, yabancı kuruluşun bu durumu zamanında davalıya bildirip bildirmediği, bildirmiş ise, davalının neden provizyon verdiği, diğer anlatımla üye işyerine bunu neden bildirmediği hususlarına ilişkin davacı iddiaları üzerinde de mahkemece durulmamıştır. Bu hususlar, davalının müterafik kusurunun kabulünü gerektiren hallere ilişkin olup, sonuca etkilidir. Kartın gerçekten çalınması halinde, mahkemece uluslararası kredi kartı uygulamasının ulaştığı aşama itibariyle davalı bankanın çalıntı kredi kartlarına POS cihazının onay vermesini engelleyici teknik bir takım önlemler almasının mümkün olup olmadığı üzerinde de durulmalıdır.
Bu durumda, mahkemece, bu açıklamalar çerçevesinde, iddia ve savunmanın üzerinde yeterince durulması, sözleşmenin hangi hükümlerini, hangi tarafın somut olayda nasıl ihlal ettiğinin tam olarak ortaya konması, tarafların kusur oranlarının saptanması, denetime elverişli yeni bir bilirkişi raporu alınması, sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy