(1086 S. K. m. 388)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen 17.05.2005 tarih ve 2002/329 - 2005/66 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ata Durak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili ile davalı Gima A.Ş. adına hareket eden dava dışı bir reklam ajansı arasında 30.03.2000 tarihli ve 1 yıl süreli anlaşma imzalandığını, davalı Gima A.Ş'nin 1 yıllık süre dolduktan sonra da müvekkilinin reklam çalışmalarını kullanmaya devam ettiği halde telif ücreti ödemediğini, ayrıca müvekkili ile davalı Gima A.Ş. mağazalarında kullanılacak yeni reklam çalışmaları için diğer davalı reklam ajansı arasında 06.05.2001 tarihli başka bir sözleşme daha imzalandığını, bu sözleşme uyarınca 11 adet seslendirme bedelinin de müvekkiline ödenmediğini ileri sürerek, ilk sözleşme uyarınca Kasım 2001 tarihine kadar izinsiz kullanım bedeli olarak şimdilik (13.330) ABD Doları ile ikinci sözleşme uyarınca şimdilik (7.700) ABD Doları'nın ve (3.000.000.000) TL manevi tazminatın faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Om Ajans A.Ş. vekili, davacı ile müvekkili arasında imzalanan 06.05.2001 tarihli protokolün 1. maddesi uyarınca seslendirme çalışması yapılıp ücretinin ödendiğini, 2. maddesinde belirtilen seslendirmelerin Gima işi dışında yapılacak diğer seslendirmeler için olup böyle bir seslendirme çalışması da yapılmadığını; davalı Gima A.Ş vekili ise, müvekkiline ait mağazalarda kullanılan seslendirmelerin hangi sözleşmeye dayanılarak yapıldığının belirlenmesinin gerektiğini, ilk sözleşme uyarınca belirlenen bir yıllık sürenin başlangıç tarihinin, çalışmaların tamamlanması tarihi olduğunu, müvekkilinin tüm ödemeleri zamanında yaptığını, 06.05.2001 tarihli sözleşmede ise müvekkili şirketin imzasının bulunmadığını ve bu sözleşmeye dayalı taleplerin muhatabının müvekkili olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, 30.03.2000 tarihli ilk sözleşmedik ibarelerden sözlendirme çalışmalarının 1 yıl içinde tamamlanacağı ve kullanılabilir hale getirildikten sonra 1 yıl boyunca kullanılacağı sonucunun ortaya çıktığı, çalışmaların Ocak - Şubat 2001 aylarında tamamlandığının anlaşıldığı, buna göre kullanım süresinin Şubat 2002 tarihine kadar devam edeceği ve bu sözleşme uyarınca bir talep hakkının bulunmadığı, 06.05.2001 tarihli protokolün 2. maddesinde belirtilen seslendirmelerin yapıldığının kanıtlanamadığı, yapılan işin bedeli olan (1000) ABD Doları da ödendiğinden davacının sadece faiz talep edebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, (1000) ABD Doları'nın 27.10.2001 tarihi ile 28.11.2001 tarihi arasındaki yabancı mevduatlar için yasal temerrüt faizinin yürütülmesine, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak, mahkemece kurulan hüküm kısmında, 1.000 ABD. Doları'nın 27.10.2001 tarihi ile 28.11.2001 tarihi arasındaki yabancı mevduatlar için yasal temerrüt faizinin yürütülmesine denilmekle yetinilmiş, başka hiçbir ibareye yer verilmemiştir.
Oysa, HUMK.nun 388. maddesi uyarınca hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Mahkemece kurulan hükmün ise, yukarıda belirtilen niteliklere sahip olduğundan söz edilemeyeceği gibi, hangi davalının ne miktardan sorumlu olduğuna ilişkin bir tahsil hükmü dahi içermediğinden, infaz kabiliyeti olduğundan da söz edilemez. Kaldı ki mahkemece, hükmedilen faizin miktarı hesaplanmadan, diğer bir deyişle, miktar belirtilmeden karar verilmesi dahi doğru olmamıştır.
Bu durum karşısında mahkemece, HUMK.nun 388. maddesine uygun şekilde ve miktarda belirtilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 no'lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2 no'lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 30.10.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy