(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 107) (6762 S. K. m. 1295, 1297, 1332, 1334, 1336) (3095 S. K. m. 1)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İzmir Asliye 3. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 14.07.2005 tarih ve 2004/835 - 2005/355 sayılı kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi taraflar vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 16.01.2007 gününde davacılar avukatı Ufuk Engin C. ve davalı avukatı Asım Eray T. gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali O. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi Halil'in davalı şirket ile ferdi kaza sigorta sözleşmesi imzaladığını, poliçe ile kazaen ölüm için 40 milyar TL teminat verildiğini, poliçe teminat süresi içinde murisin kaza sonucu ölümüne rağmen poliçe teminatının davacı mirasçılara ödenmediğini, bu amaçla davalı aleyhine girişilen icra takibinin de itiraz sonucu durduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ve inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, poliçede prim taksitlerinin belirlenen sürede ödenmemesi durumunda BK 107/3. maddesi gereğince poliçenin kendiliğinden münfesih olacağına ilişkin hüküm bulunduğunu, prim peşinatı ve taksitlerin süresinde yatırılmadığını, bu nedenle poliçenin riziko tarihinde münfesih olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; toplanan kanıtlara göre poliçe prim peşinatının davalıya ödendiği, poliçede yazılı olan prim taksitlerinden birinin gününde ödenmediği takdirde BK.nun 107/3. maddesi uyarınca poliçenin kendiliğinden münfesih olacağı şartının TTK. nun Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilen 1295/2 ve 1297/2. maddelerine paralel bir düzenleme olduğu, iptal kararının yürürlüğe girmesinden sonra oluşan hukuki boşluğun, Yargıtay 11. H.D. ve HGK. nun yerleşik içtihatları gereğince BK.nun konuya ilişkin hükümlerinin uygulaması suretiyle doldurulması gerektiği buna göre de primlerin süresinde ödenmemesi üzerine sigortalının temerrüdü için ihtarname keşide edilmesi gerektiği, somut olayda davalının temerrüt ihtarının bulunmadığı ve sözleşmenin kendiliğinden feshi sonucunun doğmadığı, davalı şirketin rizikoya bağlı olarak poliçe teminatını davacılara ödemesi gerektiği, ancak, davalı sigorta şirketinin icra takibinden önce temerrüde düşürülmediğinden takipten önceki dönme için işlemiş faize ilişkin talebin yerinde olmadığı gibi takipten sonra içinde reeskont faizi yerine yasal faiz uygulanması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, takibin 40 milyar TL asıl alacağa takipten sonra yasal faiz yürütülmek üzere devamına, işlemiş faiz ve inkar tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.
Kararı taraflar vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, riziko tarihi itibarıyla 3095 sayılı Kanun'un 1/1. maddesi gereğince reeskont faizinin aynı zamanda yasal faiz olarak düzenlenmiş bulunmasına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin ise aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Sigorta poliçesi ile sigortalının ölümü halinde hak sahiplerine ödenecek tutar 40.000.000.000 TL olarak gösterilmiş olup, TTK. nun 1334/2. maddesi ile sigortalının zararının, poliçede gösterilen teminat tutarından az olamayacağının belirtilmiş olması nedeniyle meblağ sigortası olan kaza sigortası teminatının likit olduğu ve bu nedenle de davacı yararına icra inkar tazminatı verilmesi gerektiği halde, bu tazminat isteminin reddi doğru görülmemiştir.
3- TTK. nun 1336/son maddesinin yollaması ile 1332/son maddesi gereğince sigorta bedeli, rizikonun sigorta şirketine ihbar edilmesinden 5 gün sonra muaccel hale gelir. Sigorta şirketinin teminatı ödeme yükümlülüğü 5. günün bitimi tarihinde doğmuş olacağından, gecikme faizinden de bu tarihten itibaren sorumludur. Ancak dosya içeriğinden davacıların davalı sigorta şirketine rizikoyu hangi tarihte ihbar ettikleri anlaşılamamaktadır. O halde, mahkemece sigorta şirketine rizikonun ihbar edildiği tarihin tespit edilip, 5 gün sonrasından itibaren davacılara faiz verilmesi gerekir iken, takip tarihinden itibaren faize hükmedilmesi de doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacılar vekilinin ise diğer temyiz itirazlarının reddine, 2 ve 3 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle kararın davacılar yararına BOZULMASINA, takdir edilen 500.00.-YTL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, aşağıda yazılı bakiye 1.610.00 YTL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 18.01.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy