(1086 S. K. m. 275)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 9. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 11.11.2004 tarih ve 2002/180 - 2004/1151 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Dilek Çakıroğlu tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında üye işyeri sözleşmesi bulunduğunu, müvekkiline ait ganyan bayiinde bir şahsın 2 adet yabancı kredi kartı ile 4 kez toplam 7.185.000.000 TL'lik kredili oyun oynadığını, işlem sırasında POS cihazının işleme onay verdiğini, davalının ise kartların sahte olabileceği gerekçesiyle ödeme yapmadığını, oysa müvekkilinin sözleşme hükümlerine titizlikle uyduğunu ileri sürerek bu meblağın 24.10.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, bir gün önce de davacıya ait işyerinde sahte kart kullanılması ve işyeri aylık cirosunun yarısı tutarında işlem yapılması nedeniyle şüphelenilerek yapılan araştırma sonucunda davacıya ait işyerinde manyetik alan kopyalaması suretiyle üretilmiş sahte kartlar kullanıldığının anlaşıldığını, davacının bir gün önce uyarılmasına rağmen kullanılan kartları özenle kontrol etmediğini, sözleşmeye aykırı davrandığını, müvekkilinin sözleşmenin kendisine tanıdığı hakka dayanarak sahte kartlarla yapılan işlem bedellerine bloke koyduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillere göre, kartın kim tarafından kullanıldığının ya da manyetik alanı kopyalanmış bir kredi kartının kullanılmış olup olmadığının kontrolü görevinin üye işyerine ait olduğu, davacının üzerine düşen bu yükümlülüğü yerine getirmediği, sözleşmeyle benimsediği yükümlülükleri yerine getirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, üye işyeri sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Dosyadaki 04.07.2004 tarihli bilirkişi raporunda; davalı bankanın, yurt dışı bankadan slip bedellerini tahsil etmiş olduğu, aradan 120 günden fazla süre geçmesine karşın, kendisine chargeback (iade dekont) ulaşmadığı, buna rağmen slip bedellerini bloke tutmaya devam etmek suretiyle üye işyerine ödeme yapmaması halinde banka mal varlığında sebepsiz zenginleşme meydana geleceği, davalıya chargeback edilmediği sürece, harcama bedellerinden dolayı zarara uğramasının söz konusu olmadığı, davacıdan mahsup edebileceği tutarın ancak yurt dışı bankaca chargeback edilen tutar kadar olabileceği, ancak davalı tarafından bu yönde bir belge sunulmadığı, ortada böyle bir belge bulunmadığına göre, davalı bankanın mevduat hesabından bloke hesaba aktardığı toplam 7.185.000.000 TL'yi geri aldığı tarihten itibaren faiziyle birlikte ödemesi gerektiği belirtilmiş, mahkemece rapora itibar edilmeyerek yazılı gerekçe ile dava reddedilmiştir. Her ne kadar davalı bankanın yurt dışı bankadan gelen cevabi fakslarda işlemlerde kullanılan kartlardan birinin sahte, diğerinin çalıntı olduğunun belirtilmesi üzerine davacı hesapları üzerinde bloke kaydı koyması, taraflar arasındaki üye işyeri sözleşmesine uygun ise de, sonraki işlemler açısından da bloke kaydının haklılığının davalı banka tarafından kanıtlanması gereklidir. Oysa davalı banka, bedellerini tahsil ettiği dava konusu işlemler yönünden yurt dışı bankalara geri ödemede bulunduğunu veya bu konuda geri ibraz istemi olduğunu kanıtlayamamıştır. Taraflar arasındaki üye işyeri sözleşmesinde chargeback süresinin ne kadar olduğu hususunda açık bir hüküm bulunmamakla beraber sözleşmenin 13. maddesinde bankanın ihtiyaç duyarsa araştırma sonuçlanıncaya kadar üye işyerine ödeme yapmaz hükmüne yer verilmiştir. Mahkemece bu tür uyuşmazlıklara tatbik edilen uluslararası kart kuruluşları kuralları, yabancı banka kartlarındaki düzenlemeler doğrultusunda uygulanabilecek makul chargeback süresinin ne kadar olduğu konusunda uzman bilirkişi heyetinden alınacak bilirkişi raporu ile tespit edilip, bu sürenin dava tarihi itibarıyla dolup dolmadığı belirlenmeden, bu süre içinde eğer davalı tarafından ispatlanan bir iade istemi ve bu istem nedeniyle paranın iadesi zorunluluğu doğmuşsa ancak bundan sonra tarafların sözleşmede belirlenen yükümlülüklerini yerine getirip getirmedikleri, diğer bir anlatımla kusurlu olup olmadıklarının araştırılması gerektiğinden, yukarda açıklanan şekilde inceleme yapılarak davalının yapılan işlem nedeniyle gerçekten bir zararının doğup doğmadığı açıklığa kavuşturulmadan eksik inceleme ile davanın reddi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 06.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy