(2004 S. K. m. 72) (1086 S. K. m. 275, 363)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Dikili Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 14.04.2005 tarih ve 2003/314-2005/109 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ramazan Özcan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin, davalı kooperatifin üyesi olmadığı halde, kendisinden icra takibiyle aidat bedeli istendiğini, takibin kesinleştiğini, ihtirazi kayıtla borcu ödediğini, ancak üye olmadığı için bu paranın haksız olarak alındığını ileri sürerek, ödemiş olduğu toplam 1.635.000.000.TL. nın istirdadına karar verilmesi talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davalının başvuru üzerine vekaleten üye olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının kooperatif üyesi olmadığı, ancak genel kurul kararına dayanan ve kendisinin de yararlandığı sabit olan giderlerden sorumlu olduğu gerekçesiyle, yararlandığı hizmet giderleri düşüldükten sonra geriye kalan 1.509.000.000.TL. den ödeme tarihinden itibaren temerrüt faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı kooperatifin, davacıdan icra takibi ile tahsil ettiği aidat bedellerinin, davacının üye olmadığı gerekçesine dayalı olarak, istirdadı istemine ilişkindir.
Mahkemece, yazılı gerekçelerle davacının kooperatif üyesi olmadığı kabul edilerek, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de; hükme esas alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya yeterli değildir.
Somut olayda, davalı tarafça, davacı adına vekaleten üyelik için başvuru yapıldığı, kooperatif yönetim kurulunca üyeliğin kabulüne ilişkin olarak karar alındığı ve özellikle davacının üyeliğe kabul kararından sonra sekiz yıldan fazla bir süre kooperatif olanaklarından yararlandıktan sonra şimdi bu davayı açtığı savunulmuştur. Hükme esas alınan raporda ise vekaletnamede kooperatif üyeliği için yetki bulunmamasından başka, esasa ilişkin kabul edilebilir bir gerekçe gösterilmeksizin davacının kooperatif üyesi olmadığı sonucuna varılmıştır.
Oysa, davacının, davalı kooperatifin üye kayıt defterinin 68. sırasında kayıtlı olduğu, 1996 yılından itibaren diğer üyeler gibi, bir kısım aidat ödemelerine ilişkin kayıtlar bulunduğu yazılıdır. Öte yandan, esasen davacının usulüne uygun bir üyelik kaydı bulunmasa bile, dairemizin yerleşik uygulamalarına göre, aidat yatırma ve genel kurula çağrılma gibi üyeliğin benimsenmesi yolu ile de davacının zımnen kooperatif üyeliğine kabul edilmesi de mümkündür.
Bu durumda, mahkemece, davacının üye olup olmadığının belirlenmesi bakımından, davacının kooperatife üye kaydının yapılmasından sonra, aidat yatırma, genel kurula çağrılma, hazirun cetvelinde yer alma, kooperatif olanaklarından yararlanma gibi kriterlere göre değerlendirme yapılması, bu hususta gerektiğinde keşif yapılarak, kooperatif kayıtları üzerinde bilirkişi yapılması, buna göre davacının üye olup olmadığının belirlenmesi ve sonucuna de göre davacının aidat borçlarından sorumlu olup olmadığının tespiti gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bu nedenlerle hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy