(2659 S. K. m. 15/a) (818 S. K. m. 18) (4721 S. K. m. 9)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Bursa Asliye 2. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 20.06.2005 tarih ve 2003/683 - 2005/235 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 23.01.2007 günde davacı avukatı Nesrin B. ile davalı avukatı Necati Y. gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali O. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili 1988 yılında kurulan davalı şirketin hisselerinin 1 er adedi diğer ortaklara 96 adedi davacı Süleyman'a ait iken, aşırı alkol nedeniyle psikolojik rahatsızlık yaşayan Süleyman'ın, 13.03.2002 tarihinde yapılan başvuru sonucunda mahkemece 17.06.2003 tarihinde vesayet altına alındığını, karara dayanak olan sağlık raporunda davacı Süleyman'ın Demansiyel Sendrom tanısı konulduğunu, vesayet davası devam ederken 400 adet şirket payının 396 adedine sahip olan Süleyman'ın henüz şirket sermaye artırımına gitmeden önceki tarihi taşıyan hisse devir sözleşmesi ile 1400 adet hissenin davalı Serra'ya devredildiğini, bu sözleşmenin gerçeği yansıtmadığını, zira sözleşme tarihinde davacı Süleyman'ın fiil ehliyetinin bulunmadığı gibi şirketin sermaye miktarının da devredilen miktarda olmadığını, ayrıca hisse devri için herhangi bir zaruretinin olmadığını, alelade yazılı belge ile çıplak pay devrinin geçersiz olduğunu, davalı Serra'nın imzasını da içeren vergi denetmeni raporunda da denetim tarihinde şirket kayıtlarında pay devrine ilişkin belgeye rastlanmadığının saptandığını ileri sürerek, hisse devrinin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, davada şirkete husumet düşmeyeceğini, hisse devrinin vesayete alınmadan önce ve sağlıklı bir şekilde yapıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve muhtelif hastanelerden alınan raporlar arasındaki çelişkiyi gidermek amacıyla alınmış bulunan Adlı Tıp Kurumu raporuna göre, davacı Süleyman'ın gerek protokolün imzalandığı gerekse hisse devrinin kabul edildiği tarihlerde fiil ehliyetine sahip olduğu, her ne kadar hisse devir protokolünün imzalandığı tarihte şirketin tüm hissesinin 400 adet olmakla birlikte sermaye artırımı sonucunda hissenin 2400 adede çıkarıldığı ve sermaye artırımı kararından sonra pay devrinin yönetim kurulunca kabul edilip pay defterine kaydedildiği, bu nedenle önceki tarihli protokolün pay devrinde sonuca etkili olmadığı, şirketin ilmuhaber ya da hisse senedi çıkarmadığı dönemlerde anasözleşmede aksi yönde bir düzenleme bulunmadığı takdirde payın satışının olanaklı ve yanlar arasında geçerli olduğu, davacının 06.01.2003 tarihli karar ile payını devir iradesini ortaya koyduğu, bu tarih itibarıyla fiil ehliyetine sahip olması dikkate alındığında muvazaa iddiasının yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacılar vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, davacı Ercüment K. tarafından kendi adına asaleten ve Süleyman Fahri K.'a vesayeten açılmıştır. Davacı Ercüment davalı şirketin ortağıdır. Davada davacı Süleyman'ın davalı Serra'ya devrettiği paylarının devir işlemlerinin muvazaya dayalı olduğu ve işlem tarihinde davacı Süleyman'ın fiil ehliyeti bulunmadığı iddiasına dayanılmış bulunmasına göre işbu davada davacı Ercüment aktif husumeti haiz değildir. Bu itibarla davanın reddi kararı davacı Ercüment açısından sonucu itibariyle doğru olmakla davacı vekilinin bu davacıya ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı Süleyman Fahri K.'a vesayeten temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dava hukuki işlemin yapıldığı tarihteki ehliyetsizliğe ve işlemin muvazaaya dayalı olduğu iddiasıyla açılmış hisse devirlerinin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda özet olarak açıklandığı gibi, Adli Tıp Kurumu'nun raporu ile davacı Süleyman'ın pay devir protokolünü imzaladığı ve devrin şirket yönetim kurulunca kabul edildiği tarihlerde fiil ehliyetinin bulunduğu, ayrıca işlemin muvazaalı olmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Davacı Süleyman'ın protokol ve yönetim kurulu karar tarihinde fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığının tespiti açısından mahkemece alınan Adli Tıp Kurumu 4 üncü İhtisas Dairesinin raporu dışında dosyaya sunulmuş muhtelif tıbbi mercilerden alınmış rapor ve tedavi süreçlerine ilişkin belgeler bulunmaktadır. Mahkemece bu belgeler arasında davacının fiil ehliyetinin işlem tarihinde var olup olmadığı konusunda somut bir belirleme olmadığı gerekçesiyle hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 4 üncü İhtisas Dairesi raporu alınmış ve bu rapora itibarla dava reddedilmiştir. Ancak, vesayet dosyasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri'nden alınan 25.04.2003 tarihli rapor 3 kişilik kurulca düzenlenmiş olup kurulun iki üyesi psikiyatri uzmanıdır. Raporda davacının demansiyel sendrom tanısı ile vesayet altına alınması gerektiği sonucuna varılmıştır. Adli Tıp Kurumu ihtisas Dairesi raporu da beş kişilik uzman tarafından düzenlenmiş olup, kurulda yine iki psikiyatri uzmanı bulunmaktadır ve raporda davacının 01.12.2004 tarihinde yapılan muayenesinde demansiyel sendrom başlangıcı bulgularının tespit edildiği, işlem tarihlerinde davacının fiil ehliyetinin bulunduğu belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi, dosya içerisinde bulunan raporların her ikisinde de davacının psikiyatrik bir rahatsızlığının varlığına işaret edilmiş ancak, bu rahatsızlığın başlangıcı ve fiil ehliyetini engelleyici niteliği açısından çelişkili sonuçlara varılmıştır.
O halde giderilmemiş bir çelişkinin varlığına rağmen davanın sonuçlandırılmış bulunması yerinde değildir. 2659 Sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 26.03.1987 tarih ve 3334 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değiştirilen 15/a maddesi gereğince yukarıda 3. paragrafta belirtilen gerekçeyle Adli Tıp Genel Kurulu'ndan rapor alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekir iken, eksik inceleme sonucunda yazılı gerekçeyle hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
3- Davada, başka bir iptal nedeni olarak ileri sürülen pay devrinin muvazaalı olduğu, özellikle bedelde muvazaa bulunduğu, davacının payını devretmesi için hiçbir haklı nedeni bulunmadığı ve davalı Serra'nın da gerçek devir bedelini ödeme gücü bulunmadığı, davacının davalıdan borç para almadığı iddiası üzerinde durulmamıştır. Bu durumda yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan bozma gereği sonucunda, davacının işlem tarihinde fiil ehliyetinin varlığı sonucuna ulaşıldığı takdirde, diğer iptal nedeni olarak ileri sürülen muvazaa iddiası üzerinde durulup sonucuna göre karar verilmesi gerekir iken, bu konuda da eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulmuş olması diğer bir bozma nedeni olarak kabul edilmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı Ercüment vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının REDDİNE, 2 ve 3 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle kararın davacı Süleyman yararına BOZULMASINA, takdir edilen 500.00.-YTL duruşma vekillik ücretinin davalılardan alınarak davacı Süleyman'a ve 500.00.-YTL duruşma vekillik ücretinin de davacı Ercüment'ten alınarak davalılara verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25.01.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy