(Dünya Ticaret Örgütü Anlaşması Eki Ticaretle Bağlantılı Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları Anlaşması (TRIPS) m. 16) (Sınai Mülkiyetin Himayesine Mahsus Milletlerarası Bir İttihat İhdas Edilmesine Dair Paris Anlaşması (Paris Sözleşmesi) I-Mük. m. 6) (556 S. KHK m. 7, 8, 61)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada Rize Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 12.05.2005 tarih ve 2004/300-2005/368 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin B...., B....+şekil ibareli pek çok markayı 29, 30, 32 nci sınıflarda 1994, 1997, 1998 ve 2001 yıllarında tescil ettirdiğini, tanınmış marka olduğunu, ayırt edici nitelik kazandırdığını, davalının imal ve satışa arzettiği çay emtiasında, B.... markasını iltibas yaratacak şekilde, birebir aynısını ve çizgisi tamamlanmayan kesik elips şekli ile beraber 2000 ve 2002 yıllında tescil ettirdiğini, bundan 556 sayılı KHK'nin 7/6, 8/4 üncü maddelerine aykırı olduğunu ileri sürerek, davalı markalarının terkinini, müvekkilinin marka haklarına tecavüzün, haksız rekabetin ve satışların önlenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, MK. nun 2 nci maddesine aykırı olduğunu, davacı markalarının tanınmış olmadığını, emtiaların ve markaların tersim tarzlarının farklı olduğunu, çay fincanı, kadın çay işçisi gibi unsurların da esas unsur olarak resmedildiğini, farklı renkler kullanıldığını, ambalajların özellik gösterdiğini, 556 sayılı KHK'nın 7/son fıkrası uyarınca ayırtedici nitelik kazandığını, müvekkilinin aynı zamanda endüstriyel tasarım olarak da tescil ettirdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi kurulu raporuna göre, davacının tescillerinin biri hariç daha önceye ait olduğu ve toplumda tanınmışlık düzeyine ulaştığı, sınıflar ve alt grupların aynı olmadığı, farklı bir emtia için davalı kullanımının benzer marka kullanımı nedeniyle hukuka aykırı olacağı, davalının tescilli markasını kullanması nedeniyle, haksız rekabet ve markaya tecavüz oluşmayacağı gerekçesiyle, davalı adına kayıtlı dava konusu iki markanın hükümsüzlüğüne, diğer istemlerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, davalı markasının terkini istemine de ilişkindir.
Hükme esas bilirkişi raporunda, davacının 556 sayılı KHK'nın 7/1 bendi uyarınca Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış marka iddiasına ilişkin bilgi ve belge sunmadığı sonucuna varılmış olup, davacı vekili hükmü bu yönden temyiz etmemiştir. Ne var ki, davacı taraf, sadece bu anlamda değil, nispi red nedenleri içerisinde sayılan 8/4 üncü fıkra hükmü anlamında, markasının toplumda tanınmışlık düzeyine eriştiği iddiasında da olup, bu iddiasına ilişkin delillerini de sunmuş, hükme esas bilirkişi raporunda, davacı markasının toplumda tanınmışlık düzeyine eriştiği sonucuna varılmış ise de, davacının bu yöne ilişkin dosyaya sunduğu deliller B.... markasına değil, Ü.... B.... markasına ilişkin olduğu gibi, davacı şirketin Ü.... grubuna dahil olduğundan bahisle bu sonuca varılmıştır. Bu durumda, davacının markasının toplumda tanınmışlık düzeyine eriştiği sonucunun, somut kanıtlarının doğru olarak raporda gösterilmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca, davacının markasının toplumda tanınmışlık düzeyine eriştiği sonucuna ilke olarak dayandırılması gereken esaslar da yeterince tartışılmış değildir. Şöyle ki;
556 sayılı KHK'nın 7/1-i bendinde: sahibi tarafından izin verilmeyen Paris Sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesine göre tanınmış markaların da tescil edilemeyeceği belirtilmiştir. Paris Sözleşmesi'nin 1. mükerrer 6. maddesinde de, Birlik ülkeleri tescilin talep edildiği ülkenin yetkili makamları tarafından söz konusu ülkede bu Sözleşmeden yararlanacağı kabul olunan bir şahsa ait olduğu aynı veya benzeri ürünlerde kullanıldığı herkesçe bilindiği mütalaa edilen bir markanın karışıklığa meydan verebilecek surette örneğini, taklidini veya tercümesini yapan bir fabrika veya ticaret markasının tescilini gerek ülke mevzuatı müsait olduğu taktirde doğrudan doğruya, gerek ilgilisinin isteği üzerine ret veya hükümsüz kılmayı taahhüt ederler düzenlemesi bulunmaktadır. 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde kararnamenin 8. Maddesindeki düzenlemeye göre Marka, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir markanın aynı veya benzeri olmakla birlikte, farklı mallar veya hizmetlerde kullanılabilir. Ancak, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu red edilir. hükmü bulunmaktadır. 556 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 7/1-i maddesi anlamında tanınmış markadan söz edilebilmesi için, bir hizmet veya ticaret markasının toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması gerekmektedir. Markanın kullanılıp kullanılmaması yada TPE nezdinde tescilli olup olmaması önemli değildir.
Tanınmış marka kavramı iç hukuk mevzuatında ve yabancı yasalarda tanımlanmamış, bu konuya içtihatlar ve öğretide açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Dairemizin birçok kararında tanınmış marka, bir kişiye veya girişime sıkı bir biçimde bağlılık, güvence, kalite, reklam gücü, yaygın bir dağıtım ağına bağlı, müşteri ve diğer subjektif ilgi ve ilişkiler ayrımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür ve yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredekilerce refleks halinde beliren bir çağrışım olarak tanımlanmıştır.
Öğretide ise, tanınmış marka kavramı ile bir ülkenin bir veya birkaç yöresinde tutunmuş markalar değil, dünya çapında olmasa bile, yurt içi ve yurt dışında ilgili çevrelerce bilinen, Paris Sözleşmesi'ne üye devletlerden birinin yurttaşına veya o ülkelerden birinde yerleşik olan ya da ticari veya sınai işletmeye sahip kişilere ait bulunan markaların bu tanıma girdiği belirtilmiştir. (Bkz. Prof. Dr. Ü. Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, İst-1999, Sh.379 vd.).Ayrıca öğretide, markanın ülke ve uluslararası alanda bu niteliğe sahip olabilmesi için bir işletmeyi veya ürünlerinin hizmetlerini simgelemesi yada üstün bir niteliğe sahip olduğunun yaygın kabul görmesi gerektiği, tanınmış markanın iki işlevinin olduğu, bunlardan ilkinin her markada olduğu gibi diğer rakip mallardan ve hizmetlerden kendi mal ve hizmetini farklılaştırması, ikincisinin ise, her türlü rekabet kaygısı dışında yüksek bir kaliteyi sağlaması olduğu görüşü ortaya atılmıştır. (Bkz. Dr. H. Yasaman, Tanınmış Markalar, Halil Arslanlı'nın Anısına Armağan, İst.1978, Sh.691 vd.)
Uluslararası anlaşmalarda da tanınmış marka kavramı belirlenmeye çalışılmıştır. 556 Sayılı KHK'nın 7/1-i bendinde sahibi tarafından izin verilmeyen tanınmış markaların Türkiye'nin de katıldığı Paris Sözleşmesi'nin 1.mükerrer 6. maddesine göre tescil edilemeyeceği belirtilmiştir. Sözleşmenin tarafı olan bir ülkede tescilli tanınmış marka ve bu markalı ürünler Türkiye'ye hiç getirilmemiş olsa dahi, sözü edilen Sözleşme'nin 1. mükerrer 6 ncı maddesi gereğince ülkemizde himaye görecektir. Anılan Sözleşmeye göre, üye ülkeler kötüniyetle tescil edilmiş olan markanın terkinini talep için süre koyamazlar. Bir markanın tanınmış sayılabilmesi için dünya markası olması, hatta birlik ülkelerinde bilinmesi gerekmez, önemli olan Türkiye'de bilinebilmesidir. Nitekim Paris Sözleşmesinde de bir markanın herkesçe fiilen bilinmesinden değil bilindiğinin mütalaa edilmesinden söz edilmektedir. Bir markanın herkesçe bilinip bilinmediği tespit edilirken herhangi bir kişi değil bu markanın Türkiye'de hitap ettiği müşteri kitlesi dikkate alınmalıdır. Tanınmışlık, toplumun önemli bir kesiminde ve en azından genel hedef kitledeki orta düzeydeki müşterilerce bilinmeyi gerektirir.
Tanınmış marka tanımında uygulama yeri bulunan bir diğer uluslararası anlaşma da Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması TRIPS'in 16/2 nci maddesi olup, tanınmışlık olgusuna daha net ölçütler getirilmiş, markanın ilgili sektörde herkesçe bilinebilir olmasının tanınmış marka kabulünde etken olduğu vurgulanmıştır. Anılan anlaşmanın 16/3. maddesi ile de Paris Sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesinin uygulama alanı genişletilmiş, tanınmış markaların farklı mal ve hizmetler yönünden de korunması sağlanmıştır.
TRİPS 16/3. maddesine göre, hizmet markasının tescili halinde tanınmış marka sahibi ile arasında bir bağlantı olduğunu göstermesi ve bu kullanım şekli nedeniyle tescilli ticari marka sahibinin menfaatlerinin zarar görme olasılığı bulunduğunu kanıtlaması gereklidir. İlgili sektör ise markanın kullanıldığı ürün ve hizmetlerin Türkiye'deki gerçek ve potansiyel alıcıları, bu alandaki iş çevreleri ve markanın kullanılacağı ürün ve hizmetlerin dağıtım kanallarında yer alan kişiler ve satıcılar olarak tanımlanabilir. Anılan yasal düzenleme çerçevesinde toplumda tanınmışlık düzeyinin davacı yanca kanıtlanması gerekmektedir. Mahkemenin toplumda tanınmışlığın tespitinde esas alması gereken kriterler Kanun Hükmünde Kararname de belirtilmemiş olmasına rağmen 1999 tarihli WIPO Ortak Tavsiye Kararları adı altındaki ölçütlerden yararlanılmalıdır. Bu ölçütler kısaca; a- Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi, b- Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c- Marka promosyonlarının hedef aldığı alan, promosyon süresi ve yoğunluğu, d- Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e- Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f- Markanın ekonomik değeridir. Bu ölçütlere uygunluğun belirlenmesi açısından teknik bilirkişi incelemesi yapılması gerekmektedir.
Markalar Hakkındaki KHK'nin 8. maddesinde bahsi geçen toplumda tanınmışlık düzeyine erişmiş deyimi tanınmış marka kavramından farklı olup, ondan daha geniş ve tanınmışlık derecesi itibarıyla daha düşüktür. Her tanınmış marka aynı zamanda tanınmışlık düzeyine ulaşmıştır. Ancak, bir marka tanınmış marka olmasa bile toplumda tanınmışlık düzeyine ulaşmış olabilir. Belli mahallerde tanınan markalar tanınmış marka kavramı içerisine girmeyebilir, fakat toplumda tanınmışlık düzeyine ulaşmış olabilir. Böyle bir markanın başka bir mal ve hizmet için tescili, bunu başka mal veya hizmet için tescil ettirecek kişiye haksız bir yarar sağlayacak veya söz konusu markanın itibarına zarar verecek yada ayırt edici karakterini zedeleyecek sonuçlar doğuracaksa, toplumda tanınmışlık düzeyine ulaşmış markanın sahibin itirazı üzerine tescil talebi reddedilir (Bkz. Fikri Mülkiyet Hukuku, Ünal Tekinalp, 1.Bası 1999, sahife 392).
Tanınmış marka için açıklanan kıstaslar, toplumda tanınmışlık düzeyine erişmiş marka için de geçerli olup, bu yönden arada fark bulunmamaktadır.
O halde, mahkemece, davalı markasındaki 30.sınıf çay emtiası yönünden hükümsüzlük kararı verilebilmesi için, 556 sayılı KHK. nin 8/4. maddesinde yazılı hükme ilişkin yukarıda yapılan açıklamalar ve belirtilen kıstaslar dikkate alınarak, davalı adına tescil edilen ticaret markasının, tanınmış marka sahibi olan davacı ile arasında bir bağlantı olduğunu gösterip göstermeyeceği ve bu kullanım şekli nedeniyle davacının menfaatlerinin zarar görme olasılığı bulunup bulunmadığı konusunda, davacı yandan başka delileri olup olmadığı sorulup, ibraz ettirilmesi, sektör uzmanı ile marka alanında bir uzmanın da içinde bulunduğu başka bir bilirkişi kurulu oluşturulması, davalı yanın rapora, KHK.nin 8/4. maddesi yönünden yaptığı itirazında üzerinde durulması, denetime elverişli bilirkişi raporu alınarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Diğer yandan, özel mahkeme olan Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemelerinin kurulmadığı yerlerde, benzer hukuki uyuşmazlıklarda, bu mahkemelerin görevini yürüten bazı genel mahkemeler de ihtisas mahkemesi sıfatıyla görevli kılındıklarından, özel mahkemelerin kurulduğu yerlerle aynı yargılama yöntemi uygulanmakta olup, vekil tarafından sarf edilen fikri emeğin özel mahkemenin bulunduğu yerlerde görülen davalardan bir farkının bulunmamasına göre, reddedilen hüküm bölümü yönünden davalı yararına Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri için belirlenen vekalet ücreti takdiri gerekirken, genel mahkemeler için geçerli olan vekalet ücretine hükmedilmesi de hatalı olmuştur.
Öte yandan, dava, kısmen reddedildiğine göre, yargılama giderlerinin tamamının davalıya yüklenmesi de doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 1.00 YTL. temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 13.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy