(2709 S. K. m. 125) (4389 S. K. m. 1, 3, 14, 15) (2577 S. K. m. 2) (2004 S. K. m. 194)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 1. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 17.06.2004 tarih ve 2004/104-2004/255 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin hesabındaki paranın davalılardan bankaca ödenmediğini, ihtara yanıt verilmediğini, BDDK ve TMSF ise gerekli denetimleri yapmadıkları için sorumlu olduklarını, el koymakla bankanın halefi konumuna geldiklerini ileri sürerek, 200.000 ABD dolarının davalılardan faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili, davanın yetki, husumet ve esas yönünden reddini istemiştir.
BDDK vekili, davanın derdestlik, yargı yolu ve husumet yönünden reddini istemiştir.
TMSF vekili de davanın yetki yasal yolu, husumet ve esas yönünden reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, davacının 200.000 USD'ni 30.06.2003 tarihinde Kıbrıs'ta faaliyet gösteren İmar Bankası Off Shore hesabından çekerek, davalılardan bankanın Ankara Şubesi'ne bir aylık vadelerle vadeli mevduat hesabı açtırdığı, bu hesabın mevduatın TMSF'nca ödenmesine ilişkin esas ve usuller hakkındaki Bakanlar Kurulu Kararı ile 5021 sayılı Kanun'a aykırı olduğu, kanun kapsamı dahilinde davalı banka hesaplarına yatmamış paranın davalılardan istenemeyeceği gerekçesiyle, davanın BDDK bakımından husumet yönünden, diğer davalılar yönünden ise esas bakımından reddine, karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, T.İmar Bankası nezdindeki davacıya ait mevduatın, anılan Bankanın yönetimi ve denetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilmesi nedeniyle geri dönmemesi sonucunda uğranılan zararın, davalılar banka, TMSF ve BDDK'ndan tazmini isteminden ibarettir.
18.6.1999 tarih ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 1. maddesinde, bu Kanun'un amacının, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerini korumak, mali piyasalarda güven ve istikrarı ve ekonomik kalkınmanın gereklerini de dikkate alarak kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak üzere bankaların kuruluş, yönetim, çalışma, devir, birleşme, tasfiye ve denetlenmelerine ilişkin esasları düzenlemek olduğuna işaret edilmiş; 3/1. maddesi ile, bu Kanun ve ilgili diğer mevzuatın, Kanunda gösterilen yetkiler çerçevesinde düzenlemeler de yapmak suretiyle uygulanmasını sağlamak, uygulamayı denetlemek ve sonuçlandırmak, tasarrufların güvence altına alınmasını temin etmek ve Kanun'la verilen diğer görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak üzere kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) kurulmuş; aynı Kanun'un 15. maddesinin, 1 numaralı fıkrasında, bankalardaki tasarruf mevduatının kamu tüzelkişiliğini haiz Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından sigorta edileceği ve Fon'un, 14. madde hükümlerine göre Kurum (BDDK) tarafından hisseleri ve/veya yönetim ve denetimi kendisine devredilen bankaların mali bünyelerinin güçlendirilmesi, yeniden yapılandırılması ve üçüncü kişilere devri ve bu Kanun ile kendisine verilen diğer işleri de yapmakla görevli ve yetkili olduğu belirtilmiş; aynı maddenin 4 numaralı fıkrasında, Fon'un, Kurulca hazırlanacak Fon Yönetmeliği dahilinde Kurum (BDDK) tarafından idare ve temsil olunacağı hükme bağlanmıştır.
Anılan hükümlerden, Yasa'nın amacının gerçekleştirilebilmesi için idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzelkişiliğini haiz olarak kurulan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)'nun, 14. maddeye göre hisselerinin ve/veya yönetimi ve denetiminin devrine karar verdiği bankaların mali bünyelerinin güçlendirilmesi, yeniden yapılandırılması gibi görev ve yetkilerini ayrı bir kamu tüzelkişiliğini haiz Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu eliyle yürüttüğü; bu Kanunda öngörülen idari faaliyetlere ilişkin olarak kamu gücüne dayanan, resen ve tek yanlı işlemler tesis ettiği anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu karara bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Buna göre, kamu tüzelkişiliğini haiz Fon tarafından, kendisine devredilen bankaların mudileri hakkında kamu gücüne dayalı, resen ve tek yanlı olarak tesis edilen ve idari nitelik taşıyan işlemler nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararların giderilmesi amacıyla Fon aleyhine açılan davada, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, zararın doğumunda hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının idare hukuku ilkelerine göre saptanması gerekmektedir.
Bu durumda, davanın TMSF ve BDDK aleyhine açılan kısmının, 2577 sayılı Yasa'nın 2/1-b. maddesinde yer alan tam yargı davası kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olduğu açıktır. Mahkemece, davalılardan BDDK ve TMSF hakkındaki dava dilekçesinin yargı yolu yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, BDDK bakımından husumet; TMSF bakımından işin esası yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ise de, sonucu itibariyle doğru olan kararın bu davalılar bakımından değişik gerekçe ile onanması gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin, davalılardan T.İmar Bankası hakkındaki temyizine gelince; Anayasa Mahkemesi'nin kararlarının geriye yürümeyeceğine ilişkin Anayasa'nın 153. maddesi hükmü, kararın verildiği tarihten önce kesinleşmiş kararlar ile ilgili olup, derdest davalar için anılan kararların uygulanması gerekmektedir. Eldeki davada henüz yasa yolları tüketilmeden ve yerel mahkeme kararı kesinleşmeden mahkemenin kararına gerekçe gösterilen 5021 Sayılı Kanun'un 1 maddesiyle 4969 sayılı Yasa'nın Geçici 2. maddesinin değiştirilen 1 numaralı fıkrasının son paragrafının Anayasa Mahkemesince iptal edildiği gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.
Diğer yandan, TMSF aleyhine idari yargı yerinde açılacak dava sonucu verilecek karar banka aleyhine açılan bu davanın sonucuna da etkili olabilecektir. Bu durumda mahkemece, davalı banka aleyhine açılan davada idari yargı yerinde TMSF'na karşı açılacak davanın sonuçlanmasının beklenmesi ve idari yargı tarafından verilecek kararın bu davaya etkisine göre davalı banka hakkında bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekmektedir.
3- Öte yandan, dosyadaki bilgi ve belgelerden hüküm tarihinden sonra davalı bankanın iflasına karar verildiği anlaşılmıştır. Bu durumda davalı banka yönünden İİK. nun 194 üncü maddesi uyarınca işlem yapılması gerekmektedir. Anılan maddeye göre, iflasın açılması ile müflisin davacı ve davalı olduğu hukuk davaları, acele haller ve maddede yazılı olanlar haricinde durur ve ancak alacaklıların ikinci toplantısından 10 gün sonra davaya devam olunabilir. O halde mahkemece, taraf sıfatına ilişkin bu durumun resen gözetilerek bir ara kararı ile davalı banka hakkındaki davanın alacaklıların ikinci toplantısından 10 gün sonraki bir tarihe kadar durmasına karar verilmesi ve bu tarihten sonra yargılamaya devam edilmesi gerektiğinden kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin davalılardan TMSF ve BDDK hakkında verilen karara yönelik temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun bulunan hükmün, değişik gerekçe ile ONANMASINA;(2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile davalılardan banka yönünden verilen kararın davacı yararına, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle ise kararın resen BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy