(6762 S. K. m. 1301) (2918 S. K. m. 85)
Taraflar arasında görülen davada Antalya Asliye 1.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 06.05.2005 tarih ve 2004/120-2005/277 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı sigorta vekilinin TTK.nun 1301 inci madde hükmü uyarınca davalı aleyhine açtığı dava sonunda, mahkemece, davanın reddine dair verilen kararın Dairemizce 2918 sayılı KTK.nun 85/3 üncü madde hükmü uyarınca somut olayın tartışılmadığı gerekçesiyle, bozulması üzerine bozmaya uyulmuş ve maddede belirtilen şekilde davalıya bir kusurun yüklenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, TTK.nun 1301 inci madde hükmüne dayalı rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Taraflarca çekişmesiz ve dosya kapsamı ile sabit olduğu üzere yangın, özel idarenin ücretli açık otoparkı içerisinde bulunan ve davalıya ait olan araçta başlamış ve buradan da davacı tarafa kasko sigortası ile sigortalı bulunan araca sirayet ederek kasko sigortalı aracın hasarına neden olmuştur.
2918 sayılı KTK.nun 85/1 inci maddesinde bir aracın işletilmesinden doğan sorumluluk, 85/3 üncü maddesinde ise işletilme halinde olmayan motorlu aracın sebep olduğu trafik kazasından doğan sorumluluk düzenlenmiştir. Bozma ilamında, 85/3 madde koşullarının somut olayda oluşup oluşmadığının tartılması gerektiği bildirilmiştir. Mahkemece, bu maddede aranan kusurun davalıya somut olayda izafe edilemeyeceği sonucuna varılarak dava reddedilmiştir.
2918 sayılı Yasanın 85/1 inci maddesinde düzenlenen sorumluluğun bir tehlike sorumluluğu olduğu doktrinde ve uygulamada duraksamaya meydan vermeyecek şekilde kabul edilmektedir. Anılan Yasa'nın 85/3 üncü maddesinde düzenlenen sorumluluğun ise bir tehlike sorumluluğu olmayıp, madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere bir kusur sorumluluğu olduğu ihtilafsızdır. Buna göre, anılan 85/3 üncü maddenin unsurları, işletilme halinde olmayan bir motorlu aracın sebep olduğu trafik kazası, işletenin, yardımcılarının kusuru yada aracın bozukluğunun zarara neden olması şeklinde sayılabilir. İşletenin buradaki sorumluluğu, tehlike sorumluluğuna göre daha hafifletilmiş olağan sebep sorumluluğudur. (Bkz. Çetin Aşçıoğlu-Trafik Kazalarında Hukuki Sorumluluk ve Tazminat Davaları. 1989 Ankara. Sayfa 73-76.) Şu halde, somut olayda ilk halli gereken husus davalı işletenin sorumluluğunun bir tehlike sorumluluğu mu, yoksa kusur sorumluğu mu olduğu hususudur. Bu noktada üzerinde durulması gereken en önemli husus ise aracın işletilme halinde olmasından neyin anlaşılması gerektiğidir. Bu hususta bir kısım yazarlar aracın işletilme halinde olmasından anlaşılması gerekenin (ki bu görüş mekanik görüş olarak adlandırılmaktadır.) tehlikenin motorlu aracın mekanik aksamının çalışması, özellikle motor ve ışık düzeninin çalışması veya bunlar çalışmasa dahi aracın kendiliğinden de olsa (örneğin park halinde bulunan bir aracın freninin veya vitesinin boşalarak kendiliğinden hareket etmesi gibi) hareket halinde olmasını ararken, karşı görüşte olanlar ise aracın trafiğe çıkarılmasının ve karayolunda bulunmasının işletilme halinde olduğunun kabulü için yeterli bulunduğunu ve dava konusu olayda olduğu gibi karayolu sayılan yerlerde park halinde bulunan bir aracın işleteninin sorumluluğunun da tehlike sorumluluğu olduğunu kabul etmektedirler. (Bu konudaki tartışmalar için Bkz. Tekinay/Akman/Burcuoğlu-Altop, Borçlar Hukuku, İst. 1985,s.710 vd, ayrıca Bkz. Çetin Aşçıoğlu, Trafik Kazalarında Hukuki Sorumluluk ve Tazminat davaları, Ank, 1989,S.37 vd).
Yasa'nın 85/3 üncü maddesinin açık hükmü karşısında mekanik sistemin benimsenmesi gerekir ise de, bunun her somut olayın ve özellikle sürücüsünün amacı nazara alınarak değerlendirilmesi gerekeceği de açıktır. Örneğin kırmızı ışıkta beklemek durumunda olan bir araç sürücüsünün aracı stop etmesi veya sürücünün yol kenarındaki bir yerden adres sormak, herhangi bir şey almak için aracı kısa süreli hareketsiz bırakması, yani aracı terk maksadı taşımaması durumunda işletenin sorumluluğunun tehlike sorumluluğu olmadığını kabul etmek de yasa koyucunun amaçları ile bağdaşmayacaktır.
Bu genel açıklamalardan sonra somut uyuşmazlığa dönülecek olursa araç işleteni bulunan davalının eyleminden sorumlu olduğu dava dışı sürücü Atilla, aracı otoparka gece 01.30 sıralarında çektikten ve böylece aracı terk iradesiyle hareket ettikten sonra, bara gittiği, bar dönüşü gece 04.45 sıralarında otoparka geldiğinde aracın yanmakta olduğunu görmüş, yangın sigortalı araca sirayet etmiştir. Bu durumda aracın işletilme halinde olmadığının, dolayısıyla sorumluluğunun bir tehlike sorumluluğu değil, kusur sorumluluğu olduğunun kabulü gerekir ve bu durumda da davacı tarafın KTK.nun 85/3 üncü maddesindeki durumların yani olaya işleten veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurunun veya araçtaki bozukluğun neden olduğunu kanıtlaması gerekir. Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi kurulunun esas aldığı ve kimya mühendisi öğretim görevlisinden alınan değişik iş tespit bilirkişi raporunda, şase kablolarının sağlam olduğu, akü kablolarında erime olmadığı, aracın yangının hızlandırıcı bir madde ile yakıldığı sonucuna varılmıştır. Ne var ki, yangının araçtaki elektrik kablolarının şase yapması sonucu çıktığı ve araçta gerekli kontrol ve muayeneyi yaptırmadan araç kullandığı iddiasıyla, sürücü hakkında halkı tehlikeye maruz bırakmak suçundan açılan kamu davası sonunda, sürücü, bu suçtan bu nedenle mahkum olmuş ve karar kesinleşmiştir. Mahkemece, bu ilama gerekçede yer verilmiş ancak, bir tartışma ortaya konmamıştır.
Bu durumda, mahkemece, davalının eylemlerinden sorumlu olduğu sürücünün kusurlu olup olmadığının tespiti bakımından işbu davada varılan sonuç ile ceza ilamında varılan sonuç arasındaki çelişki üzerinde durulmaması ve ceza ilamınca saptanan ve kesinleşen hukuki aykırılığın hukuk hakimini bağlayıcı olduğu ilkesinin somut olay bakımından tartışılmaması doğru olmamış, bu yönden eksik incelemeye dayalı hükmün, davacı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Öte yandan, HUMK.nun 281 inci maddesi hükmüne göre, mahkemece birlikte atanan bilirkişi kurulu üyeleri, konuyu aralarında görüştükten sonra sonuca varıp raporu birlikte düzenlemeleri, muhalefette kalan olur ise, kendi görüşünü ya ortaklaşa düzenlenen raporun altına yada ayrı ek bir rapor halinde belirtmesi gerekir. Somut olayda, bilirkişiler beraber seçilmelerine karşın, tamamı bir araya gelerek görüşme yapmamış ve Prof. Dr. Samim Ünan ayrı rapor düzenlemiş olup, buna göre yasanın bilirkişi kurulundan birlikte rapor alınmasında güttüğü amaç yerine getirilmemiştir. (Bkz: B.Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Ankara, 1980, s.1893; YHGK.nun 3.3.1971 gün ve 4/208-118 sayılı ve Dairemizin 2003/12933 E.-2004/11188 K. sayılı kararları) Hükmün bu nedenle de, kabul şekli bakımından bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, diğer bentlerde açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.12.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. v