(6762 S. K. m. 20, 1292) (İşveren Sorumluluk Sigortası Genel Şartları m. 8)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 4. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 29.04.2005 tarih ve 2003/476-2005/286 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M.L. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin işyerinde meydana gelen iş kazası sonucu işçilerden O.'nun öldüğünü, iş kazasının derhal davalıya bildirildiğini, SSK'nca müvekkili aleyhine açılan dava sonunda davalının isteği üzerine müvekkilince 25.082.900.000.TL'nin ödendiğini, SSK'na ödenen meblağın taraflar arasında imzalanan İşveren Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi kapsamında ödenmesinin davalıya ihtar edildiğini, ancak bakiye 15.091.900.000.-TL'nin ödenmediğini ileri sürerek, bu meblağın temerrüt faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının iddiasının aksine davacı aleyhine SSK'nca açılan davanın TTK' nun 1292'nci ve Genel Şartların 8'inci maddesince süresinde yazılı olarak ihbar edilmediğini, bu nedenle müvekkilinin faiz ve fer'ilerinden sorumlu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, davacının SSK'ca açılan dava konusunda davalıyı bilgilendirdiği, ihbar mükellefiyetini yerine getirdiğinin kabul edildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, İşveren Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesinden kaynaklanan bakiye tazminat alacağının rucüen tahsili istemine ilişkin olup, taraflar tacirdir.
Uyuşmazlık, davanın ihbar edildiğinin tanık beyanı ile kanıtlanmasının olanaklı olup olmadığı, dolayısıyla davalının faiz ve fer'ilerden sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmakta olup, mahkemece, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, ihbarın mevcudiyetinin kanıtlanması için yeminli tanık beyanı yeterli görülmek suretiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Oysa, TTK' nun 20/3'üncü maddesinde, tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmek veya mukaveleyi fesih yahut ondan rücu maksadıyla yapılacak ihbar veya ihtarların muteber olması için noter marifetiyle veya iadeli taahhütlü bir mektupla yahut telgrafla yapılması şart olduğu öngörülmüş olup, İşveren Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın, zarar vukuunda sigorta ettirenin yükümlülükleri başlıklı 8/e maddesi de, sigorta ettireni, iş kazasından dolayı, sigorta ettiren dava yolu ile veya sair suretle bir tazminat talebi karşısında kalır veya aleyhine cezai takibata geçilirse keyfiyetten sigortacıyı derhal haberdar etmek ve tazminat talebine ve cezai takibata müteallik olarak almış olduğu ihbarname, davetiye gibi bilcümle tebliğnameleri derhal sigortacıya tebliğ etmekle yükümlü kılmıştır.
Bu durumda, mahkemece, davacıya karşı SSK'ca açılan o davanın davalıya usulüne uygun şekilde ihbar edilip davalının temerrüde düşürülmediği gözetilmeden, tanık beyanına değer verilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.12.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy